Son Dakika
72 yaşındaki denekler altı ay spor yaptı; kas kaybetmeyen tek grup yüksek tempoda çalışanlar oldu24 dk önceOğlunuzun spor salonu tutkusu ne zaman endişe kaynağı olmalı?25 dk önceGüneş Gerçekten 'Güneş Gibi' mi? Astronomlar Cevabı Buldu27 dk önceYapay zekâ açık kaynağın güvenlik bekçisi oluyor: Anthropic'in yeni hamlesi ne anlama geliyor38 dk önceDiyabetin beşinci türü resmen tanındı1 saat önceMüzik dinle, acıyı unut: İğne fobisine bilimsel çare bulundu1 saat önceProtein yeterliyse vejetaryen beslenme kası koruyor; ama et yiyenler yüzde 70 daha fazla kas kazandı2 saat önceReal Madrid, Uber Eats ile 2029'a kadar sponsorluk anlaşması imzaladı2 saat önceMac Studio M5 Max: Apple'ın şimdiye kadar en güçlü masaüstü bilgisayarı tanımlandı2 saat önceClaude'a Hakarete Yasak Geldi14 saat önce
Bilim4 dk okuma

Beyin gerçekten ‘karar’ vermiyor olabilir.

Indiana University’den Tom James, davranışın beynin tek bir “karar verme” aşamasından değil, duyusal ve motor süreçlerin eşzamanlı etkileşiminden doğduğunu savunuyor.

Hüseyin Gülbahçe26 Ağustos 20267 görüntülenmeGüncelleme 22 Eylül 2026Paylaş
Beyin taramasını andıran görselde duyusal ve motor alanların eşzamanlı etkinliği, davranışın ayrı bir karar aşaması olmadan ortaya çıkabileceği fikrini simgeliyor.
Indiana Üniversitesi araştırmacısı Tom James, davranışın tek bir karar aşaması yerine duyusal-motor etkileşiminden oluştuğunu öne sürüyor. · Temsilî görsel — yapay zekâ ile üretildi
Bilim • Ajans DijitalOkumaya başla815 kelime

Indiana University’den psikoloji ve beyin bilimleri profesörü Tom James, karar verdiğimizi sandığımız deneyimin beynin içinde olup bitenle aynı olmayabileceğini öne sürüyor. Journal of Cognitive Neuroscience’da yayımlanan makalesinde James, “karar verme”yi ayrı bir beyin aşaması gibi görmek yerine, duyusal, duyu‑hareket (sensorimotor) ve motor süreçlerin etkileşiminin ürettiği bir “eylem seçimi” olarak düşünmeyi teklif ediyor.

‘Sandviç model’e itiraz: Karar bir ara aşama mı?

Bilimde ve günlük sezgilerde karar verme çoğu zaman çizgisel bir sırayla anlatılır: önce bir şeyi algılarız, sonra düşünür karar veririz, ardından harekete geçeriz. Pek çok bilişsel sinirbilim yaklaşımı da bu şemayı temel alır. James’e göre algının duyusal, hareketin motor mekanizmaları belirgin olsa da, ikisi arasında “karar alan” ayrı ve tekil bir sinirsel süreç göstermek zordur. Bu nedenle davranışı, beynin beden ve çevreyle kurduğu sürekli etkileşimlerden doğan bir eylem seçimi olarak görmek daha yerindedir. Bu süreçler sırayla değil, çoğu zaman aynı anda işler; birbirlerini geri besler ve bağlama göre sürekli değişir.

“Eylemlerimiz arzu, inanç ve niyetlere dayalı kararlarca yönlendiriliyormuş gibi hissedilir.” — Tom James, Indiana University

James, bu hissi yadsımaz; gündelik dilde “karar verdim” demenin davranışı betimlemek için işe yaradığını söyler. Ancak beynin gerçekten böyle işleyen, ayrı bir karar verme ya da kontrol katmanına sahip olduğunu varsaymak gerekmeyebilir. Ona göre betimleme düzeyinde doğru olan kavramlar, sinirsel düzeyde birebir karşılık bulmak zorunda değildir.

Kararlar fiziksel mi, yoksa yararlı betimler mi?

James, felsefeci Daniel Dennett’le ilişkilendirilen fizikselci bir çerçeve kullanıyor: fiziksel olgular hem fiziksel hem de fiziksel olmayan sonuçlara yol açabilir; fakat fiziksel olmayan şeyler tek başına fiziksel olayları başlatamaz. Duyusal ve motor süreçler fizikseldir. Bu çerçevede “karar” ise fiziksel olmayan bir olgudur; o halde kelime anlamıyla gidip bir kası harekete geçiremez.

Bu noktayı somutlaştırmak için “kütle merkezi” benzetmesini kullanır. Bir nesnenin kütle merkezi, hesap yapmak için çok yararlı bir kavramdır; fakat tek başına fiziksel kuvvet uygulayamaz. Kütle merkezini hareket ettirmek, nesnenin kendisini hareket ettirmeyi gerektirir. James’e göre karar kavramı da böyle çalışabilir: davranışı iyi özetler, ama doğrudan nedensel “itici güç” olmak zorunda değildir.

İkinci benzetme “üniversite” örneğidir. Kampüste yaşanan bir olayda “üniversite şu adımı attı” demek, yöneticilerin toplantılarını, eyalet polisine yapılan telefon görüşmelerini, tek tek insanların eylemlerini gizler. Yüksek düzeyde yararlı bir özet sunar; fakat ayrıntılı nedensel zinciri vermez. James, sinirbilimde karar kavramının da benzer bir sorun yarattığını; davranışı üst düzeyde betimlediğini ama altta yatan fiziksel mekanizmaları göstermediğini savunur.

Basit robot, büyük soru ve merkezî denetleyici çıkmazı

Beyin gerçekten ‘karar’ vermiyor olabilir

James’in üçüncü örneği, az sayıda duyusal, motor ve duyu‑hareket modülünden oluşan basit bir robottur. Bu robot, duvara paralel ilerleme (“duvar izleme”) gibi amaca yönelik görünen bir davranış sergiler. Dışarıdan bakıldığında hedefleri, stratejileri, hatta niyetleri varmış izlenimi doğabilir. Oysa robotun içinde “karar alan” bir sistem yoktur; yalnızca çevresini algılar ve buna göre hareket eder.

Merkezî bir denetleyici fikri ise felsefede eski bir açmaza götürür. James’in Dennett’e atıfla andığı “Kartezyen Tiyatro”, beynin içinde tüm bilgiyi izleyen ve karar veren hayalî bir “küçük kişi” düşüncesidir. Böyle bir özne varsayarsak, onun beyninin içinde de bir başka küçük özne olmalıdır; bu sonsuz gerilemeye yol açar ve açıklama hiçbir zaman tamamlanamaz.

“Beynin bir merkezi denetleyiciyle çalıştığını söylemek, aslında beynin nasıl çalıştığını çözmediğiniz anlamına gelir; beyninizin içine bir kişi koymuş olursunuz.” — Tom James, Indiana University

James’e göre davranışı, etkileşen duyusal ve motor sistemlerden yola çıkarak açıklamak, bu merkezî denetleyici varsayımından daha tutumlu bir yaklaşım sunar. Tutumluluk (parsimony), aynı olguyu daha az varsayımla açıklayan kuramı tercih etme ilkesidir.

Ne kanıtlıyor, ne kanıtlamıyor

  • Bu yaklaşım, “kararlar gerçek değildir” demiyor; karar dili davranışı betimlemek için yararlı ama sinirsel düzeye birebir karşılık gelmeyebilir.

  • Beyinde ayrık bir “karar merkezi” bulunduğunu varsaymayı gereksiz kılıyor; bunun yerine eşzamanlı duyusal‑motor etkileşimleri merkeze alıyor.

  • Metin deneysel bir bulgu sunmuyor; karar verme dediğimiz olgunun hangi mekanizmalardan türediğini araştırmak için bir çerçeve öneriyor.

  • Bilinç veya özgür irade üzerine doğrudan bir sonuca varmıyor; odak, gözlenebilir davranışın sinirsel‑bedensel‑çevresel kökenlerine çekiliyor.

Deneysel yol ve yöntem künyesi

James, karar vermenin beyin, beden ve çevrenin sürekli etkileşiminden “türediğini” kabul edersek, bunu çalışacak deneysel yöntemlerin de eşzamanlı süreçleri yakalaması gerektiğini belirtiyor. Çizgisel şemalarla yetinmek yerine, birbirini etkileyen ve bağlama göre değişen süreçleri birlikte inceleyen düzeneklere ihtiyaç var. Kendi laboratuvarı bu yönde, bedenlenmiş biliş ve ekolojik psikolojiden esinlenen çalışmalar başlatmış durumda.

  • Tür: Kavramsal/kuramsal makale, argüman sunumu

  • Dergi: Journal of Cognitive Neuroscience

  • Yazar: Tom James (Indiana University)

  • Yaklaşım: Fizikselci çerçeve; duyusal, duyu‑hareket ve motor süreçlerin etkileşimi

  • Örnekler: Kütle merkezi ve “üniversite” benzetmeleri; duvar izleyen basit robot

  • Araştırma rotası: Eşzamanlı süreçleri ölçen yöntemler; beden‑çevre etkileşimine odak

Terim açıklaması 1 — Bedenlenmiş biliş (embodied cognition): Zihnin yalnızca beyinde değil, bedenin ve çevrenin sağladığı ipuçlarıyla birlikte işlediğini vurgulayan yaklaşım.

Terim açıklaması 2 — Kartezyen Tiyatro: Beynin içinde, tüm bilgiyi izleyen ve karar veren hayalî bir “iç gözlemci” tasviri; açıklamayı sonsuz gerilemeye sürüklediği için eleştirilir.

Reklam

Bu haber işinize yaradı mı?

İlgili haberler Tümünü gör