Sosyal Medya Aile İlişkilerini Zayıflatıyor mu? Yeni Araştırma Soruya Yanıt Verdi.
NTNU’de yapılan uzun süreli bir çalışma, ergenlerin ve ebeveynlerin sosyal medya kullanımının zaman içinde daha zayıf aile ilişkileriyle bağlantılı olmadığını gösterdi.

Aşırı sosyal medya kullanımı aile bağlarını otomatik olarak zayıflatmıyor. NTNU araştırmacılarının 10 yaşından 20 yaşına kadar izlediği çocuklar ve aileleri üzerinde yaptığı çalışma, kullanım süresi ile aile ilişkilerinin kalitesi arasında doğrudan bir bozulma işareti bulmadı.
Çalışmanın odağı neydi?
Soru basit görünse de yanıtı yıllardır tartışılıyor: İnsanlar sosyal medyada ne kadar çok vakit geçirirse aile içindeki bağlar o kadar mı zayıflar? NTNU Psikoloji Bölümü’nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışan Habib Niyaraq Nobakht, bu soruya daha geniş bir çerçeveden bakmak gerektiğini söylüyor.
Araştırma ekibi, yalnızca bir aile üyesinin verdiği yanıtlarla yetinmedi. Bunun yerine hem ergenleri hem ebeveynleri takip etti, aile ilişkilerindeki değişimi zaman içinde ölçtü ve kısa süreli bir izlenim yerine uzun vadeli bir tablo çıkarmaya çalıştı.
Bu ayrım önemli. Çünkü aileler sabit yapılar değil. Bir evde ilişki kalitesi yıllar içinde değişebilir, çatışma artabilir ya da azalabilir. Tek bir anket, bu hareketi yakalamak için yeterli olmayabilir.
Araştırma nasıl yapıldı?
Çalışma, Trondheim Early Secure Study adlı uzun süreli izleme programına dayanıyor. Program, 2003 ve 2004 doğumlu yaklaşık 1.000 çocuğu yıllar boyunca takip etti. Katılımcıların yarıya yakını kız, yarıya yakını erkekti.
Sosyal medya kullanımı 10 yaşından 20 yaşına kadar, iki yılda bir değerlendirildi. Araştırmacılar sadece “ne kadar süre çevrimiçi kalındığına” bakmadı. Kullanım sıklığını, ne kadar aktif kullanıldığını ve telefonda geçirilen zamanı da inceledi.
Bunun için iki ayrı yöntem kullanıldı:
görüşmeler
telefonlardan toplanan nesnel veriler

Ebeveynlerin sosyal medya kullanımı da anketlerle ölçüldü. Araştırmacılar, anne ve babalara kendi kullanımını sorunlu görüp görmediklerini de sordu. Böylece yalnızca “kaç saat” sorusu değil, kullanımın aile içinde nasıl algılandığı da tabloya eklendi.
Aile ilişkileri nasıl ölçüldü?
Ergenler, anne ve babalarıyla ne kadar yakın olduklarını ve ne kadar çatışma yaşadıklarını bildirdi. Ayrıca bağlanma ve aile işleyişi hem anketlerle hem de gözlem yöntemleriyle değerlendirildi.
Bağlanma, bir çocuğun ebeveynleriyle kurduğu duygusal yakınlığı anlatır. Aile işleyişi ise ev içindeki düzenin, iletişimin ve birlikte hareket etmenin genel kalitesini ifade eder.
Bu yöntem, önceki birçok çalışmadan daha kapsamlı bir tablo sundu. Çünkü geçmişteki bazı araştırmalar zaman içindeki değişimi net ayıramamıştı. Bazıları da yalnızca bir aile üyesinin deneyimine dayanmıştı. Bu da aile dinamiklerini eksik gösterme riski yaratıyordu.
Bulgular ne söylüyor?
Araştırma ekibine göre, sosyal medya kullanımı ile aile ilişkilerinin kalitesi arasında anlamlı bir kötüleşme ilişkisi görünmüyor.
Nobakht, normal kullanım farklarının aile yaşamındaki değişimin önemli bir sürücüsü gibi görünmediğini söylüyor. Yani sosyal medyada biraz daha fazla zaman geçirmek, tek başına aile bağlarını zayıflatan bir etken olarak öne çıkmıyor.
Çalışmanın dikkat çekici taraflarından biri de şu: Kendi sosyal medya kullanımını sorunlu olarak tanımlayan ebeveynler, diğer ebeveynlere göre daha kötü aile ilişkileri bildirmedi.
Bu bulgu, sosyal medyanın aileyi otomatik olarak yıprattığı yönündeki yaygın kaygıyı zayıflatıyor. Ancak araştırmacılar, ekran kullanımının her tür etkisini kapsamadıklarının altını çiziyor.
Çalışma neyi kanıtlıyor, neyi kanıtlamıyor?
Bu araştırma, sosyal medya kullanımındaki sıradan dalgalanmaların aile ilişkilerini zaman içinde kötüleştirdiğine dair güçlü bir işaret sunmuyor. Ancak bundan, telefon kullanımının aile hayatına hiçbir zarar vermediği sonucu çıkmıyor.
Nobakht’ın uyarısı burada önemli. Çalışma, telefonun aileyle geçirilen anların ortasına girdiği durumları incelemiyor. Örneğin akşam yemeğinde herkesin aynı masada oturmasına rağmen dikkatin ekrana kayması, bu araştırmanın kapsamı dışında kalıyor.
Araştırmacının söylediği gibi, süre tek başına sorun yaratmayabilir. Ama ortak zamanı kesintiye uğratan davranışlar farklı sonuçlar doğurabilir. Bu ayrım, ailelerin günlük alışkanlıklarını değerlendirirken daha gerçekçi bir çerçeve sunuyor.
Neden önemli?
Sosyal medya tartışmaları çoğu zaman keskin iki kutba sıkışıyor. Bir tarafta tamamen zararlı olduğu söyleniyor, diğer tarafta etkisiz bir alışkanlık gibi görülüyor. Bu çalışma ise daha sakin bir yere işaret ediyor: Miktar kadar kullanımın biçimi de önemli.
Özellikle aile içi ilişkilere bakarken, yalnız ekran süresine odaklanmak eksik kalabilir. Aynı sürede kullanılan telefon, bazen sıradan bir boş zaman aracı olur. Bazen de yüz yüze iletişimi bölen bir unsur hâline gelir.
Araştırmanın yayınlandığı çalışma, çocukluktan genç yetişkinliğe uzanan uzun bir izleme içerdiği için değerli. Bu tür araştırmalar, kısa dönemli gözlemlerden daha sağlam bir zemin sunar. Yine de tek bir çalışma, tartışmayı tamamen kapatmaz.
Yayın bilgisi
Çalışma, Journal of Youth and Adolescence dergisinde yayımlandı. NTNU ekibinde Habib Niyaraq Nobakht’ın yanı sıra profesörler Lars Wichstrøm ve Silje Steinsbekk de yer aldı.
Araştırma, aile ilişkileri ile sosyal medya arasında otomatik bir neden-sonuç bağı kurmak yerine, günlük kullanımın sınırlarını göstermesi açısından öne çıkıyor. Bu da özellikle ebeveynlerin ve gençlerin ekran alışkanlıklarını değerlendirirken daha ölçülü bir bakış gerektirdiğini hatırlatıyor.
Ajans Dijital yorumu: Sosyal medya konusunda asıl tartışma, platformların varlığı değil, kullanımların ev içindeki ritmi nasıl etkilediği üzerine kurulmalı. Bu ayrım yapılmadığında, gerçek sorunlar da yanlış hedefe yöneliyor. Aileler için mesele, süreyi düşürmekten önce dikkat dağınıklığını yönetmek olabilir.
Bu haber işinize yaradı mı?
İlgili haberler Tümünü gör



