Son Dakika
Apple, ilk dokunmatik MacBook Pro'yu 6 Kasım'da piyasaya sürüyor13 saat önceNASA 2028'de Mars'a üç SkyFall helikopteri gönderiyor15 saat önceMarka İçerikleri Neden İzlenmiyor ve Ne Yapmalı?15 saat önceMaxon Cinema 4D 2027: En çok istenen dağıtım aracı Scatter System geldi15 saat önceDinozorlar yok olduktan sonra dev bir mantar ormanları miras aldı15 saat önceOregon State Üniversitesi'nden yeni sensör: Gıda kalite kontrolü ucuzluyor ve hızlanıyor16 saat önceYerli 'Hayalet Avcıları' mı? HBO Max'in yeni dizisi 'Kardeşler Mahlukat' tanıtımıyla merak uyandırdı17 saat önceHücreden klinik deneye: yapay zekâ nasıl ilaç keşfini değiştiriyor17 saat önceSony ECM-W5 kablosuz mikrofon seti duyurdu: 32-bit float kayıt, 500 metre menzil20 saat önceKoç Healthcare’in Uluslararası İletişimi FL Communications’a Emanet22 saat önce

GAG Podcast

Oneway Reklam Ajansı Başkanı İlter Türkmen, Ajans Dijital'e Konuştu.

AjansDijital, sektörün önde gelen isimlerini ağırlamaya devam ediyor. Bu kez de reklam sektörünün önemli temsilcilerinden olan Oneway Reklam Ajansı Başkanı

23 dk

Dinlemeye başla

0:0023:24

İndir
Video Thumbnail: Oneway Ajans Başkanı İlter Türkmen ; Sanat değil zanaat yapıyoruz
GAG Podcast
23 dk · Dinle
Reklam

Bu bölümde

• İlter Türkmen, 1999'da dijital fotoğrafçılıkla başlayıp 2009'da Konya'da Van Vrij Workshop'i kurdu. • Ajans 2018'den itibaren marka yönetimi ve dijital pazarlama ekleyerek 360° hizmet veriyor. • 1100 m², üç katlı alanda kendi fotoğraf/video stüdyosu, greenbox, e-ticaret çekim alanları var. • 'İlham gelmez, konsantrasyon getirir' felsefesi; müzik ve anahtar kelime teknikleriyle odaklanıyor. • Liderlikte problem çözme, takdir-tebrik dengesi ve ekipte deneyim aktarımı ön planda. • Sosyal medya 'billboard' etkisiyle günlük içerik yorgunluğu yaratıyor. • İşi sanat değil zanaat olarak görmek, duygusal bağı minimize edip ticari süreç yönetmek gerektiğini vurguluyor. • Yıllık sözleşmeler, aylık raporlar (dijital, sosyal medya, rakip analizi) ile fayda kanıtlanıyor. • 10.000 saat (≈3 yıl) deneyimle Art Direktör, 10 yıl deneyimle Creative Direktör olgunlaşıyor. • Ajans açmak için en az 10 yıl tecrübe öneriliyor. • Onay süreçlerinde inisiyatif alanlara önceden 합의, müşteri 'baldız yorumu' tuzağından kaçınmak için sistem kurmak gerekiyor. • Hedef: Anladığı, fayda sağladığı ve keyif aldığı müşterilerle sürdürülebilir çalışma.

Bölüm akışı

Bu bölüme soryeni

Konuşma metnine dayanarak cevaplar; dayandığı anlar saniyesiyle gelir, dokununca oradan çalar.

Konuşma metni

Bizim bir sanat değil, bir zanaat yaptığımızın farkında olmaları lazım.

Biz bir sanatçı değiliz, bir zanaatkârız.

Çünkü yaptığımız iş sanat olabilmesi için uzun yıllar onun devam etmesi lazım.

Biz bir günlük, bir anlık projeler yönetiyoruz ve ticari süreçler yönetiyoruz.

O yüzden bu bir sanat değil.

İsmim İlter Türkmen.

Konuşmanın tamamı (458 replik daha)

40 yaşındayım.

Van Vrij Workshop Reklam Ajansı'nın kurucusuyum.

Ajans başkanıyım.

2009 yılında reklam ajansımı Konya'da kurdum.

2009 yılından öncesinde sektöre fotoğrafçılıkla başladım.

1999 yılında.

1999 yılında fotoğrafçılığa dijital fotoğrafçı olarak başladım.

Yani fotoğraf çekmiyordum ilk başlarda.

Biz, şöyle söyleyeyim, büyük ihtimal babalarımızın falan vardır kesin.

Bu gelinin damat fotoğraflarını, işte gökyüzüne gözleri koyma,

işte gelinin çiçeğinden damat çıkması gibi foto manipülasyon olarak söyleyeyim.

Türkiye'nin ilk yapan dijital fotoğrafçılarından birisiyim.

Asıl reklamcılık üzerine çalışma sürecimiz dış mekan reklamcılıkla başlamış oldu.

O süreçte tabii gelen firmalardan işlere bakıyordum.

Bunları bir ajanslar çalışıyordu. Bazen ajanslardan direkt geliyordu işler.

Ve insanın hoşuna geliyor böyle çok farklı çalışmalar gelmesi.

Bu tasarım zevki zaten içimde vardı.

Onları da gördükçe daha fazla bir heyecan hissettim ve 2009 yılında ajansımı açtım.

Ajansımı ilk açtığımda bir tasarım ofisi gibi düşünebilirsiniz.

Yani çok büyük reklamcılık faaliyetleri değil, tasarım üzerine kurgulanmış bir yapıdaydı.

Fotoğraf çekimleri ve grafik tasarım üzerine çalışıyordum.

Reklamcılığı dahil etmemiz bizim 2018 yılında.

Bünyemize marka yönetimi, dijital pazarlama alanlarını katmamızla aslında başlamış oldu.

Şu anki bulunduğumuz alandaki kurumsal yapılanmamızdan bahsetmiştim.

Ajans içerisinde bizim kendimize ait stüdyolarımız var.

Şu anki bulunduğumuz bizim alan 1100 metrekarelik bir alan içerisindeyiz.

Üç katlı.

Biz bunun giriş katının yarısını çalışma ofisi olarak kullanıyoruz.

Açık ofiste çalışıyoruz.

Sonsuz fonlarımız var.

Greenbox'ımız var.

Mobile çekim alanlarımız var.

Küçük eticaret ürünleri için çekim alanlarımız var.

Yaklaşık bununla ilgili alanımızda 750-800 metrekarelik bir alana sahibiz.

Bu noktada kapalı alan içerisinde reklam fotoğrafçılığı olarak en büyük alanını şu anda kendi ajansımızda bulunduruyoruz.

Ekipman olarak da, ışık sistemleri olarak da bize şöyle bir avantaj sağlıyor.

Tasarım süreçlerinde ve iş süreçlerimizde bir fikir geldiği zaman,

işte her müşterimizin ürün gamlarından ajansın içerisinde bir yapı var.

O açı, eğer tasarımcıya uygun bir açı, özel bir açı istiyorsa,

o açıda fotoğrafı, videosu çok hızlı bir şekilde çekilip, düzenlenip hemen hayata geçebiliyor.

Bize böyle bir avantaj sağlıyor.

Aynı zamanda perakendi olarak da çalışıyoruz.

Yani dışarıya da stüdyo taraflara hizmet veriyor.

Bu noktada da moda fotoğrafçılığı, mobilya fotoğrafçılığı, eticaret fotoğrafçılığı hizmetleri ajansımızın içerisinde veriyoruz.

Başta da söyledim hani böyle bir hep paylaşım olmak şart.

Keşke de öncesinden daha çok paylaşımımı bulacağım noktaları arasaydım demiştim.

Ajans yani stüdyo tarafını da ben diğer meslektaşlarımızı da kiralıyorum.

Onlar gelip burada kendi çekimlerini, kendi müşteri işlerini yapıyorlar.

Zaten kapılar falan kapanıyor, bir yanda ajans stüdyo ayrılmış oluyor.

Onlara da böyle bir fayda sağlamış oluyorum.

Bir 360 derece ajans hizmeti vermesiyle oluşuyor.

Çünkü biz firmalara patron ne giyecekten, patron ne hediye vereceği kadar, şirket ne hediye vereceği kadar,

bir fuar sürecinde personelin lojistiği nasıl olacağı kadar, bütün ayrıntılarına kadar çalışan bir ajansız.

Kendime tavsiyem, geçmişe yönelik bir tavsiyem olmuş olsaydı söyleyebileceğim en büyük şey daha fazla araştır.

Daha fazla deneyim paylaşımlarına ulaş, sonuç daha iyi olsun olurdu.

Yani ben açıkçası bu ilham geldiği olayına çok inanmıyorum.

Yani öyle bir şey olduğunu düşünmüyorum.

İlham gelmesi diye bir şey yok diye düşünüyorum.

Şöyle söyleyeyim, neye konsantre olursanız onunla ilgili fikirleriniz gelir zaten.

Yani örnek veriyorum yemek yemeyi düşünüyorsunuz, yemek yemekle ilgili fikirler gelir.

Ne yiyeceğinizle ilgili.

Yani bu aslında ilham gelmesi değil, işe konsantre olduğunuzla alakalı bir şey diye düşünüyorum.

Yani ilham gelmedi demenin aslında sebebinin işe konsantre olunmadığı anlamında olduğunu düşünüyorum açıkçası.

Çünkü neyle ilgili bir düşünceye vardıysam, onun da heyecanını hissediyorsam zaten bir şeyler aklıma geliyor.

Açlık gibi düşünün yani.

Açsanız ve canınız bir şey yemek istiyorsa bir çok ilham geliyor zaten.

Kebap da geliyor, döner de geliyor, her şey geliyor.

O yüzden ilham gelmesi gibi bir şey yok.

İşe konsantrasyon diye bir şey olduğunu düşünüyorum.

Ben de iş süreçlerimde bir fikir oluşturabilmek için kendime göre bazı taktiklerim var.

Bunlardan en başı da ilk söylediğim gibi işime konsantre olmak.

Buna konsantre olacak herkesin yöntemi farklıdır.

Ben müzikle konsantre olurum.

Yani iş eğer böyle agresif bir işse, bir fuar süreciyse ya da bir dergi ilanı çalışıyorsam

mesela daha böyle agresif ve sert müzikler dinliyorum.

Beni heyecanlandıracak müzikler, agresif sertten kastım o anlamda.

Ya da böyle duran bir iş yapıyorsam, iş akarak giden bir iş süreciyse,

onunla ilgili bir fikir üretmem gerekiyorsa, yazılı, metinsel bir şeyler dökülüp gidecekse

daha duran müzikler benim hoşuma gidiyor, onu yapıyorum.

İkinci, benim bu konudaki takdim diyeyim, sürekli anahtar kelime çıkartırım.

Yani fikirler de böyle çıkıyor aslında.

Asıl ana konusu anahtar kelimeleri çok iyi tespit ediyor olmam.

Konu neyse, bir fuarsa, bir bayi toplantısıysa ya da bir sunumsa, sunumun niteliğine göre,

işte bunları biz bir şirket sahiplerine yapacaksak, o niteliğe göre anahtar kelimelerimi yazıyorum.

En sonundaki anahtar kelimem kesinlikle ana mesajım olarak kurguluyorum

ve onun üzerinde zaten fikir oluşuyor.

Patronlukla liderlik her zaman için insanlar arasında bir tartışma konusu.

Yani lider misin, patron musun?

Yani aslında belki ikisi de olması gereken konu.

Yani liderlik de şart, patronluk da şart.

Burada aslında şöyle söyleyeyim, insanların size inanması için sizin problem çözen bir yapıda olmanız şart.

Birçok sektörde çok uzun bir zaman geçirdiğimiz için birçok reklam ajansı çalışanı,

aslında benim yanımda çalışan arkadaşlarım

ya da şu anda işte hayatlarını bu konuda meslek edilmiş ve hayatını devam ettiren,

iaşesini kazanan arkadaşlarımız var.

Onlardan da memnun oluyorum açıkçası.

Liderlik noktasındaki bakış açım benim bu şekilde.

Motivasyon konusu, yani bizim işin motivasyonu zaten takdir ve tebriktir.

Takdir, tebrik alacak işler yapıldığı sürece takdir ve tebriği aldığım kadarını karşı tarafa da veriyorum.

Elinize sağlık arkadaşlar.

Aldığım tebriğin şiddetine göre o tebrik şeyi artar.

Tabii aldığım eleştiriden yüksekse o şiddetine göre de tepkim artar.

Yani buradaki liderlik kısmın aldığım bilgileri ve tecrübelerimi ekibime aktararak onları bu şekilde motive ediyorum.

Şu anda bir billboard gibi sosyal medya süreçleri işleniyor.

Yani billboardun süresi şu an bir hafta.

Biz bir günlük bir çalışma, bir gün görülecek ve etkisi alınacak ve ertesi güne olmayacak.

O etkileşimi olmayacak bir süreci çalışıyoruz.

Bu da ne yapıyor? Beğenen çok fazla yorgunluk.

Sürekli bir farklı, eğer aynı sektörde müşteri yapılarınız varsa birbirinden farklı olacak.

Aynı konu işlemeniz lazım.

Bunlar yorucu.

Bu da ajanslar içerisinde, tabii çalışanlar içerisinde de bir yorgunluğa sebebiyet veriyor.

Çünkü sürekli bir fikir oluşturma süreci var.

İkincisi, şu anda sorunları, problem olan konulardan bahsedeyim.

Sonra çözümünü söyleyeceğim size.

Benim bulduğum çözüm, kendi içimde bulduğum çözüm, bana göre olan bir çözüm olduğunu söyleyeceğim.

İkinci, ajansların problemi de bu işi bir sanat gibi görmeleri.

Yani eleştiri kapalı olmaları.

Çünkü şöyle bir şey var, hak veriyorum çünkü aynı duyguları paylaştığım için hak veriyorum.

Bir iş yapıyorsunuz ve bu işi sizin en sevdiğiniz şekliyle yapıyorsunuz.

Bana göre bir tasarımcı için söyleyeyim bunu ya da bir metin yazarı için, hiç fark etmez.

Bir art direktör olur, hiç fark etmez.

Bu sektörde çalışan birisinin bana göre bir hareketi var.

Bir hareket onun doyum noktasını gösterdiğini ben kendimce düşünüyorum.

O da, şurada bir ekran düşünün.

Şu an ben ekrana bakıyorum.

Yazdı ya da çizdi ya da tasarladı.

Onun hareketi şudur yani.

Bir şöyle bakar, bir de böyle bakar.

Bu kafa hareketi şunu anlatır.

Bunu birçok kişide gördüm.

Kendimde bunu çok kez yaptığımı fark ettim.

Bu iş oldu ya ya da bu iş oluyor ya da olmadı.

Yani hazzı yaşayan bir hareket bence bu.

Tabii böyle bir şey yaparken de,

karşı tarafın bunu yaptığınız, o hazza ulaştığınız,

karşı tarafa gönderdiğinizde ya bu olmamış cevabı,

tabii ki doğal olarak sizin bütün motivasyonunuzu bozan bir durum.

Buna çok kapılmamak lazım.

Yani yeni başlayan ajanslar için söylüyorum, özellikle arkadaşlarım,

bizim bir sanat değil, bir zanaat yaptığımızın farkında olmaları lazım.

Biz bir sanatçı değiliz, bir zanaatkarız.

Çünkü yaptığımız iş sanat olabilmesi için uzun yıllar onun devam etmesi lazım.

Biz bir günlük, bir anlık projeler yönetiyoruz ve ticari süreçler yönetiyoruz.

O yüzden bu bir sanat değil.

Bana göre, yani eğer birilerini kırıyorsam burada da özür dilerim.

Bir zanaatla uğraşıyoruz.

Zaten bunu düşündüğünüz anda o motivasyon kaybınız gidiyor.

Bir tavsiyede bulunan söylemlerinde, ilk söylediğim şeylerden birisi de

bu işi kesinlikle bir ticaret olarak görmeli.

Firmalarla olan ilişkilerini iyi yönetmelerini tavsiye ederim.

Çünkü ajanslar ister istemez firmalarla bir duygusal bağ içine giriyorlar.

Firma sahipleriyle de giriyorlar, çalışanlarıyla da giriyorlar.

Yani şöyle söyleyeyim, firma kendinin gibi hareket ediyor.

Firmanın başarısında firma çalışanından daha çok seviniyor.

Firmanın sıkıntısında da, yani aidiyet hissettiği için onun kadar üzülüyor.

Bu yanlış bir şey.

Orası da bir ticarethane.

Yapması gereken yükümlülükler ve sorumluluklar var.

Sen de bir ticarethanesin, yapman gereken yükümlülük ve sorumlulukların var.

Bu dengeyi kurmak gerekiyor.

Bu denge ne zaman bozuluyor?

Karşılıklı menfaat ilişkilerinde aksaklıklar olduğu zaman

firma bu denge noktasında daha ketun davranıyor.

Bütün iş süreçlerini yönettiğinizi düşünün

ve bunu iş statistiksel olarak da başarılarınızla kanıtladığınızı düşünün.

Örnek veriyorum, %80'ler, 90'lar oranında

hedeflenenin ya da iki katı, üç katı fark yarattığınızı düşünün.

Sizin bir hatanızla firmadan ters bir tepki alabilirsiniz.

Ve siz şunu düşünce düşünceye girersiniz.

Ya o kadar çalışmıştım.

Öyle bir şey yok.

Firma için her süreç yeni bir süreç.

Yani bu nerede olur?

Bu çocuğunuzla olan ilişkilerde olur.

Babam kızdı ama ertesi gün sevebilir.

Onda bir şey yok yani.

Ama iş yeri ve ajans kısmında o duygusal bağı

olabildiğince minimize etmek lazım.

Ben mesela hiç stok fotoğraf kullanmadım doğru düzgün.

Yani bu iş hayatım sürecinde stok fotoğraf, stok video.

Niye? Fotoğrafçılıktan geldiğim için.

Fotoğraf, fotoğraf manipülasyonu.

Hatta boş zamanlarımda kendi çocuklarımın fotoğraflarını falan çekip

onların manipülasyonu.

Bunlar çok zevk alıyordu.

Diyordum ki bu benim işim budur yani.

Hala da mesela uğraştığım zamanlarda zevk aldığım konular.

Ama bence işin en güzel tarafı

kendimi bulduğum taraf ben marka yöneticiliği tarafında

kendimi daha iyi ve daha mutlu hissettiğimi düşünüyorum.

Ajansların da kendi içerisinde şunu tam oturtmaları lazım.

Ben bu firmaya kesinlikle bir fayda sağlamadım.

Fayda sağladığını bir ajans nasıl anlayabilir?

En büyük şeyi dijital pazarlama bunu verebilir.

Verisel olarak aldığı için verebilir.

Ama diğer konularda nasıl alacak?

Firmadan bir dönüş alırsa alır.

Yaptığınız kampanya sayesinde bizim satışlarımız arttı derse

ya da size bir veri verirse bir başarınız olduğunu anlarsınız.

Firmalar sizi niye tercih eder?

Sizden bir fayda sağlarsa tercih eder.

Ajanslar da firmayı tabii onlardan bir fayda,

bir para kazandığı zaman tercih eder.

O yüzden faydayı sağladığınızı inandırmanız lazım önce karşı tarafın.

Yani fayda sağlamanız lazım.

Kandırmanız anlamına geliyor.

Bunun için de ilk yapmaları gereken,

ilk çalıştıkları firma ise net bir şekilde

mevcut durumlarını iyi analiz etmeleri lazım.

Yani siz şu durumdasınız,

biz yaptığımız hamlelerle bu duruma geldik.

Patronlar bunu duymak istiyor.

Ya da satış müdürü, pazarlama müdürü bunu duymak istiyor.

Görmek istiyor yani, faydayı görmek istiyor.

Zaten biz onu verisel vermesek bile

yaptığın hareketler orada bir aksiyona dönüşüyor.

Orada telefon çalıyor.

Ya da bir talep oluşuyor.

Ya da bir aidiyet, bir şey oluşuyor orada.

Ama siz bunu mevcut durumu şey yapmadan

çok güzel tasarım yaptın modunda hareketler

reklamcılığın içerisinde olmayan şeyler.

İyi bir tasarımcı sürecinde olan konular.

Müşteri aidiyetiyle, müşteri olan ilişkilerde de

biz o yüzden raporlamayı,

raporlama bizim için en öncelikli konu.

Müşteri bunu istemese bile biz onu yapmak zorundayız.

Bizim çalışma yapımızda yıllık sözleşmelerle çalışıyoruz.

Yıllık sözleşmeler öncesinde iyi bir analiz

eğer ilk kez çalışıyorsak.

İyi analiz, ondan sonra strateji, ondan sonra yapılacaklar.

Ondan sonra bedel planlama geliyor.

Biz patronu bir daha görmemize gerek yok.

Eğer onaylanırsa olsun.

Bir yıllık iş programımız zaten çıkıyor.

Ama bunun içerisinde biz her ay

dijital pazarlama raporu, sosyal medya raporu,

iş raporu, rakip analizi

raporlarını standart olarak

360 çalıştığımız firmalara gönderir.

Okumasalar bile.

Bazı firmalarımız bu konuda toplantılarımız var.

Her ay biz bu dijital pazarlamada

biz şu aksiyonları yaptık.

Karşılığında şunu fayda elde ettik.

Eğer hedefli bir proje varsa, süreç hedefliyse

biz bunu hedefliyorduk.

Şuna ulaştık.

Şu eksikleri tespit ettik.

Bunu yapacağız.

Konusunu konuşuyoruz.

Bu zaten şöyle oluyor.

Bu ajans tarafında, firma tarafında

diyor ki evet böyleydi.

Bu çocuklar da çalışmış.

Şimdi şu da var kesinlikle.

İnanın unutuyor firmalar.

Unuturlar da çünkü çok aksiyonla çalışırlar.

Onların tek işi ajans değil.

Bizim tek işimiz firmamız ama

onların tek işi ajans değil.

Makinenin vidası kırılıyor.

Eleman işe gelmiyor.

Siparişler çıkmıyor.

İşlerinde yangın çıkıyor.

Bir sürü aksiyon var yani.

Büyük büyük firmalar, büyük büyük fabrikalar.

Biz onların işinin içerisinde

çok küçük bir alandayız.

Bize verdikleri değer anlamında söylemiyorum.

İş timelinei arasında küçük bir şeydeyiz.

O yüzden unutuluyor.

Bunu da ne güzel nasıl hatırlatacaksınız?

Raporunuzla, iş raporlarınızla,

yaptığınız analizlerle.

Bunlarla anlattığınız zaman

zaten o aidiyet oluşuyor.

Firma fayda gördükçe de aidiyet oluşuyor.

Diyor ki İlter bunu yap dedin.

Biz de yaptık.

Gerçekten güzel bir şey çıktı.

Ellerine sağlık.

Elinize sağlık.

Gerçekten firmalar ilgi de bekliyor.

Birçok ajans bana gelen geri bildirimler de geldi.

Benimle çalışmak isteyen müşterilerin

birçoğunda duyduğum şey.

Biz yıllık anlaştık.

İlk zamanlar çok yoğun çalıştılar.

Sonra bir daha görmedik kendilerini.

Niye?

Çünkü plan yok.

Müşteri ilişkilerini bizim yönetme şeklimiz

kesinlikle o raporlar ve o toplantılar oluyor.

Genç arkadaşlara şunu önerebilirim.

İş süreçlerinde kesinlikle bazı kurallar var.

Yani bir iş sürecini tamamlayabilmen için

belli bir zaman,

işle alakalı zaman geçirmen gerekiyor.

Buna da 10.000 saat kuralı var bununla ilgili.

Bu da yaklaşık 3 yıla tekabül ediyor.

Yani 3 yıl yaptığın işle ilgili

kesinlikle bir zaman geçirmen gerekiyor.

Bu 3 yılın sonu zaten bizim sektörümüz için,

ajans sektörü için

title olarak art direktöre tekabül ediyor.

Yani 3 yıl o süreçi geçirip,

bütün süreçleri görüp

bir art direktör vasfına ulaşabiliyorsun.

Ama şimdi gençler,

üniversiteden çıkar çıkmaz art direktörüne ilgili.

Art direktörün sürecinin

çerçevesini tam okulda öğrenemiyorlar

ya da bilmiyorlar.

Art direktörlük iyi program kullanan kişi anlamında değil.

Art direktörlük iyi süreç bilen kişi anlamında.

Çünkü bir art direktör eğer altında

grafik tasarımcılarla beraber çalışıyorsa,

çok daha iyi bir tasarımcı olabilir

art direktörün altında çalışan.

O yüzden art direktör süreci bilir ve üretir.

Tasarımcı da en iyi tasarımı yapar.

Kreatif direktörlükteki süreç de 10 yıllık bir süreci.

10 yıl boyunca deneyimlemesi,

hata yapması, görmesi, bilmesi

ve sonrasında o title'a ulaşmak lazım.

O yüzden hiçbir ilanda dek gelmezse de

kreatif direktör aranıyor.

Çünkü yok yani.

10 yıl boyunca çalışanların çoğu

genelde kendi iş yerini açıyor.

Bizim sektörün 10 yılı bile bulmuyor aslında.

3 yıldan sonra açıyor gençler.

O yüzden bence 10 yıllık bir tecrübeden sonra

bir ajansı açmak daha mantıklı.

Daha verimli bir kendi iş sürecinin oluşabilir.

Yorumlayacak kişinin aslında

benden daha iyi olması gerekir.

Yani bu iş olmuş mu, olmamış mı

sorusunun cevabında

tasarım konusuna hakim

ve benden daha tecrübeli

ve benden daha iyi bilen birisinin

beni yorumlaması gerekir.

Ama biz ajanslar olarak

işin olup olmadığını firmalara soruyoruz.

Doğru değil mi?

Firmalar aslında

senin o işi yapıp yapamadığına

kanaat getiriyor.

Sen istersen 20 yıllık tasarımcı ol.

Birçok ödüle sahip ol.

Sadece patronun önüne düşen işte

patronun şöyle yaptığını düşün.

Olmamış.

Senin iş tecrüben ve bilgin buraya kadar.

Bu ayrı bir konu yani.

Bu işin sunumu,

oradaki matematiği anlatmak,

onun iyi olduğunu anlatmak

oraları saymıyorum.

Oralar yapılması gereken konular.

Ama gelir geçer hızlı işler süreçlerinde

her işe sunum hazırlamak,

her işe sunum yapmak mümkün değil.

Gönderiyorsunuz. Olmamış.

Tasarımcı tarafı,

için bugün nasıl?

Tamamen bir motivasyon kaybı.

Çünkü o olduğu için atmıştı onu.

O sevdiği için atmıştı.

O onun bebeğiydi yani.

Bu sefer ne oluyor?

Senin iş bilgin,

istersen sen Türkiye'nin en büyük

on firmasından biri,

üçüne çalış.

Gönderdiğin kişi olmamış diyorsa,

senin iş bilgin ve tecrüben

onu gördüğü kadardır.

Bunu bir kere kafaya yazmak lazım.

O yüzden her müşteriyle çalışılmaz.

Her ajans her müşteriyle çalışmaz.

Her müşteri de her ajansla çalışmaz.

Yani o elektrik uyuşur,

gider ajanstan.

Müşteri kaçar ajanstan, gider.

Yeter artık istemiyorum sizden.

Eğer elektrik daha önce uyuştuysa,

bir döner dolaşır.

Ya işte Hüseyin,

niye gelmeyip gitmiyorsun,

niye görüşmüyoruzlarla süreci tekrar aktifleştiririm.

Tasarımcı tarafında da

bunun bu şekilde değerlendirilmesi

lazım.

Biz bir

ticari bir ürün üretiyoruz.

Biz onu aşkla yapıyoruz.

Tamam.

Ama bu bir ticari bir ürün.

Senin bilgin,

müşterinin gördüğü kadarıyla.

Eğer bir bazı

şunlarla da karşılaştığım oldu,

müşterim aile grubuna atıp

baldızının yorumunu bana attığı

dönemler oldu hayatımda.

Benim iş bilgim baldızın öngörüsü

kadar. İş tecrübem de öyle.

Anlatabiliyor muyum?

O yüzden bu psikolojiden ve

bu tür müşteri yapılarında

sistemi iyi kurmak lazım.

Ben onay kısımlarımı şu şekilde

çalışırım.

Onaylarımı şöyle alırım. Şu konularda onay almam.

Konularda inisiyatif almak isterim.

Diye başta söylemek lazım.

Yoksa müşteri az

sağa kaydır, sola kaydır. Onun için

çok önemli değil o. O, sen

onunla ne kadar uğraştığının önemi yok.

Az daha sola kaydır, sağa kaydır.

Yani küçücük bir post

bir zulme dönüş.

Patron tarafındaki durum ne?

Zaman kaybı. Bir sonraki

işe geçemedik. Zaman kaybının

eşit eşittir para kaybı.

Bir ufacık şeyler bundan sonra

kaoslara dönüşür.

Kendi ekip arkadaşlarıma

da söylüyorum. Her zaman için.

İşinizi aşkla yapın.

O sizin işiniz çünkü.

Ama değerlendirme noktası

karşı tarafın olduğu için

en iyi iş,

en hızlı biten iş, en iyi

iş, müşterinin beğendiği iş

olarak söylüyorum.

Bu modda hareket ederse

daha az

kalp kırıklığı yaşarlar.

Yani şöyle bir hayalim

yok açıkçası.

Türkiye'nin en büyük 3 ajansından, 5 ajansından

biri olayım değil.

Yani yaptığım işten zevk aldığım,

fayda saldığım ve fayda kazandığım

işlerin içerisinde

beni anlayan müşterilerle çalışmaya

devam etmek istiyorum.

Ajansını da bu

şekilde konumlandırıyorum.

Altyazı M.K.

Reklam
Oneway Reklam Ajansı Başkanı İlter Türkmen, Ajans Dijital'e Konuştu - Ajans Dijital