Son Dakika
Meteoritin 7 evresi: 75 düşüşten çıkarılan yeni şema4 saat önceHücrelerdeki küçük protein değişikliklerini görünür kılan yeni yöntem4 saat önceHBO, Harry Potter dizisinde Hogwarts amblemlerini yeniledi4 saat önceEski DJI mühendislerinden 50x zoomlu robotik kamera: RocXZoom Kickstarter’da4 saat önceAgentik AI, Phytomining’de Analiz Süresini Dakikaya İndirdi4 saat önceiPhone Air Bir Yıl Sonra Nasıl Dayandı?5 saat önceRange Rover Electric 2027: Lüks SUV’da %24 Daha Verimli Motorlar5 saat önceResimli çocuk kitapları dil tutumlarını değiştiriyor5 saat önce80 Bin Yıllık Bir Yolculuk İçin Alpha Centauri Planı5 saat önceAnthropic Fable 5.1 çıktı: fiyat %25 düştü14 saat önce

Teknoloji PodcastBölüm 22

Şebeke Çökerse Telefonlar Birbirini Bulabilir mi?.

Deprem, sel ya da büyük altyapı arızalarında telefon çekmediğinde ne olur? Bu bölümde Crisis Connect’in vaat ettiği internetsiz iletişimi, açık kaynak olmasının önemini ve böyle bir aracın ancak önceden hazırlanmış mahalle, okul ve apartman ağlarıyla değer kazanabileceğini tartışıyoruz.

6 dkFikri & Fikriye

Dinlemeye başla

0:005:42

İndir
Şebeke Çökerse Telefonlar Birbirini Bulabilir mi? podcast bölümü kapağı
Teknoloji Podcast · 22
6 dk · Dinle
Reklam

Bu bölümde

  • 01Crisis Connect, internet ve SIM kart olmadan yakındaki telefonlar arasında Bluetooth ile kısa mesajlaşma hedefliyor.
  • 02Uygulama, resmi arama-kurtarma kanallarının yerine değil, altyapı çöktüğünde tamamlayıcı bir iletişim katmanı olarak düşünülüyor.
  • 03Açık kaynak yapısı, uygulamanın geliştiriciler tarafından denetlenebilmesi ve çoğaltılabilmesi açısından önemli.
  • 04Asıl mesele uygulamayı indirmekten çok, afet olmadan önce apartman, okul ve mahalle içinde denemek.
  • 05Bluetooth’un menzil ve bina yapısı gibi fiziksel sınırları, beklentiyi gerçekçi tutmayı zorunlu kılıyor.

Bu bölümde konuşulan haberler

Bu bölüme soryeni

Konuşma metnine dayanarak cevaplar; dayandığı anlar saniyesiyle gelir, dokununca oradan çalar.

Konuşma metni

FikriFikriye

Selam, Ajans Dijital'e hoş geldiniz. Elimizde bugün çok tanıdık bir korkuya dokunan bir teknoloji var: Telefon elinde, herkes birbirini arıyor, ama şebeke yoksa o cihaz hâlâ bir işe yarayabilir mi?

Bu soru özellikle afet ülkelerinde soyut değil. Liseli geliştirici Emirhan Duman’ın Crisis Connect adlı uygulaması, internet, hücresel veri ve SIM kart olmadan, yakındaki telefonları Bluetooth üzerinden konuşturmaya çalışıyor. Android ve iOS’ta ücretsiz sunuluyor, kodu da açık kaynak olarak paylaşılmış.

Dur, yani baz istasyonu gitmiş, internet yok, SIM kart bile yok; iki telefon birbirini yine de bulabiliyor mu? Benim aklım hâlâ telefonda çekmeyen tek çizgiye takılı kaldı.

Bulabiliyor demek için dikkatli konuşalım: Yakındaki uyumlu telefonları düşük enerjili Bluetooth ile görüyor ve eşler arası bağlantı kuruyor. Bunu bir mahalledeki fenerlere benzetebiliriz; elektrik kesilince büyük projektörler sönüyor ama insanlar pencereden pencereye küçük ışıklarla işaretleşebiliyor. Crisis Connect de büyük iletişim altyapısı çöktüğünde küçük, yerel bir köprü kurmayı hedefliyor.

Ben burada umutlanıyorum ama aynı anda geriliyorum. Çünkü afet anında “uygulama varmış” diye güvenip sonra duvarlar, mesafe ya da telefon modeli yüzünden çalışmadığını görmek çok kötü olur.

Tam itiraz edilmesi gereken yer orası. Uygulama uydu haberleşmesinin, profesyonel telsizlerin ya da resmi arama-kurtarma kanallarının alternatifi değil. Bluetooth’un menzili binanın yapısından, duvar kalınlığından, parazitten ve cihaz donanımından etkileniyor. Yani bu bir sihirli düğme değil; daha çok, hiçbir şey yokken “kısa bir mesaj geçebilir miyim?” sorusuna verilen yedek cevap.

Konuşmanın tamamı (16 replik daha)

O zaman bu uygulamanın gerçek değeri, afet anındaki panikte değil, öncesinde mi ortaya çıkıyor? Mesela apartmanda herkes indirmiş mi, okulda denenmiş mi, komşular birbirini görüyor mu gibi.

Aynen öyle, hatta haberde en önemli cümle bence bu. Birleşmiş Milletler Afet Risklerini Azaltma Ofisi’nin PreventionWeb platformunda değerlendirilen teknik çalışmada da okul, apartman, mahalle gibi topluluk alanlarında önceden ağ kurulmasının etkiyi artırabileceği vurgulanıyor. Uygulamayı indirmek ilk adım; asıl mesele, onu afet çantası gibi önceden tanımak.

Bu benzetme iyi oturdu, çünkü afet çantasını da deprem sırasında marketten toplamaya çalışmıyoruz. Ama açık kaynak kısmı da ilgimi çekti; neden önemli, sıradan kullanıcı için ne fark eder?

Açık kaynak şu demek: Uygulamanın nasıl çalıştığını merak eden geliştiriciler koduna bakabiliyor, hataları görebiliyor, katkı verebiliyor. Afet iletişimi gibi güven ve dayanıklılık isteyen bir alanda bu önemli; kapalı bir kutuya “bana inan” demek yerine, “gel bak, denetle, geliştir” denmiş oluyor. Bu, projenin tek bir kişinin bilgisayarında kalmamasını da sağlayabilir.

Bir liselinin bunu yaklaşık bir yıllık çalışmayla yayımlaması ve kısa sürede Google Play’de 10 bin barajını geçmesi de ayrıca dikkat çekici. Burada sadece uygulamayı değil, genç birinin doğru probleme bakmasını da takdir etmek lazım.

Kesinlikle takdiri hak eden taraf, problemin parlak değil hayati olması. Teknoloji dünyasında çoğu ürün bize daha hızlı alışveriş, daha pürüzsüz eğlence, daha kişisel öneri vaat ediyor. Burada ise soru çok yalın: Hatlar kilitlendiğinde anneme, komşuma, öğretmenime kısa bir mesaj ulaştırabilir miyim?

Ama bir şüphem daha var. Afet anında insanların telefonu şarjda olmayabilir, Bluetooth kapalı olabilir, uygulamayı hiç açmamış olabilir. Bu durumda beklentiyi büyütmek riskli değil mi?

Riskli, o yüzden buna sadece teknoloji değil, hazırlık meselesi gibi bakmak gerekiyor. Sabah telefonunu eline aldığında nasıl pil yüzdesine bakıyorsan, afet hazırlığında da “yedek iletişim kanalım ne?” diye sormak gerekiyor. Uygulama bağlantı varken standart mesajlaşmayı, bağlantı kopunca yerel Bluetooth ağını kullanacak şekilde tasarlanmış; yani normal zamanda denemeye açık olması önemli.

Şunu da seviyorum: “Her şeyi çözer” demiyor. Mobil operatörlerin ya da profesyonel telsiz sistemlerinin yerine geçmeyi değil, ana sistem çöktüğünde araya ince bir ip germeyi hedefliyor.

Evet, beklenti doğru kurulunca değer artıyor. Büyük resimde bu, afet teknolojisinin eski bir dersini hatırlatıyor: En dayanıklı sistemler tek dev bir omurga değil, birbirini tamamlayan küçük katmanlardan oluşur. Resmi hatlar, telsizler, uydu iletişimi, yerel gönüllüler ve böyle uygulamalar birlikte düşünülürse anlamlı olur.

Yani akılda kalacak cümle şu mu: Crisis Connect hayat kurtarma vaadi satan bir mucize değil, iletişim tamamen koptuğunda komşuya uzatılmış kısa bir dijital not olabilir.

Ben daha da pratik söyleyeyim: Bu akşam yapabileceğin şey, uygulamayı merak ediyorsan indirip tek başına bırakmamak; evde, apartmanda ya da okul grubunda nasıl çalıştığını afet yokken denemek. Çünkü kriz anında yeni uygulama öğrenmek, karanlıkta kullanım kılavuzu okumaya benziyor.

Ve burada köprü aslında günlük hayata geliyor. Teknolojiyi sadece yeni telefon, yeni özellik diye değil, kötü günde birbirimize nasıl ulaşırız diye de düşünmek gerekiyor.

Doğrusu bu haberin beni rahatlattığı yer, çözümün pahalı ve uzak bir cihazdan değil, cebimizdeki telefonların birbirini bulma ihtimalinden başlaması. Ama endişelendirdiği yer de aynı: Hazırlık yapmazsak en iyi fikir bile telefon ekranında unutulmuş bir ikon olarak kalır.

O yüzden bu bölümden çıkarken tek tavsiye şu olsun: Afet planınızı yalnız çanta ve suyla değil, haberleşmeyle de düşünün; kime, hangi yoldan, ne kadar kısa mesajla ulaşacağınızı önceden konuşun.

Bizden bu kadar. Sakin kalalım, hazırlığı ertelemeyelim ve birbirimize ulaşmanın küçük yollarını bugünden kuralım. Ajans Dijital'i takip etmeyi unutmayın!

Reklam