Pazarlama5 dk okuma

Denizden Gelen Düğümler: Emine Tüncer ile Atelier Emine’nin Hikâyesi.

Bir balıkçının kızı olarak büyüyen Emine Tüncer, çocukluğundan tanıdığı monofilamenti çağdaş couture çantalara taşıyor. Atelier Emine’nin denizden zanaata uzanan marka hikâyesini konuştuk.

Hüseyin Gülbahçe1 Ekim 202619 görüntülenmePaylaş
Denizden Gelen Düğümler: Emine Tüncer ile Atelier Emine’nin Hikâyesi
Pazarlama • Ajans DijitalOkumaya başla930 kelime

Denizden Gelen Düğümler: Emine Tüncer ile Atelier Emine’nin Hikâyesi

Bir balıkçının kızı olarak büyüyen Emine Tüncer, çocukluğundan beri tanıdığı monofilamenti bugün couture çantaların yapısına taşıyor. Atelier Emine’nin hikâyesini; denizden gelen malzemeleri, yaklaşık 65 yıllık zanaat mirasını ve markanın tasarım yaklaşımını konuştuk.

Bazı marka hikâyeleri bir iş fikriyle başlar. Bazılarıysa çok daha eski bir hafızadan doğar.

Reklam

Atelier Emine’nin hikâyesinde bu hafıza denize uzanıyor.

Markanın kurucusu Emine Tüncer, bir balıkçının kızı olarak büyüdü. Bugün tasarımlarının merkezinde bulunan monofilament ise onun için moda dünyasında sonradan keşfedilmiş sıra dışı bir materyal değil; çocukluğundan beri tanıdığı bir malzeme.

Biz de Atelier Emine’nin nasıl ortaya çıktığını, denizcilik zanaatının couture dünyasına nasıl taşındığını ve markanın kendi tasarım dilini nasıl oluşturduğunu Emine Tüncer’e sorduk.

“Atelier Emine’nin hikâyesi nerede başladı?”

Emine Tüncer:
Aslında bir moda stüdyosunda başlamadı. Denizde başladı.

Babam balıkçıydı. Dolayısıyla monofilament benim için sonradan keşfettiğim egzotik veya sıra dışı bir malzeme değildi. Çocukluğumdan beri gördüğüm, dokunduğum ve ne işe yaradığını bildiğim bir malzemeydi.

Yıllar sonra aynı malzemeye başka bir gözle bakmaya başladım. Balıkçılık için kullanılan bir iplik başka bir yapının parçası olabilir miydi? Bir çantanın yalnızca yüzeyinde değil, doğrudan kendi yapısında kullanılabilir miydi?

Atelier Emine’nin çıkışında aslında bu sorular vardı.

“Monofilamenti neden tasarımlarınızın merkezine aldınız?”

Emine Tüncer:
Çünkü onu yalnızca dekoratif bir malzeme olarak görmek istemedim.

Benim için önemli olan, hazır bir çantanın üzerine farklı bir materyal uygulamak değildi. Başlangıç noktası doğrudan malzemenin kendisiydi.

Monofilamentin şeffaflığı, esnekliği, dayanıklılığı ve farklı biçimlerde örülebilmesi onu yapısal bir malzeme olarak düşünmemizi sağladı.

Atelier Emine’de düğümler çantanın üzerine sonradan eklenmiyor.

Düğümler çantanın kendisini oluşturuyor.

Monofilament elde örülüyor, düğümleniyor ve birbirine bağlanıyor. Böylece tasarım yüzeyde değil, üretim sürecinin içinde ortaya çıkıyor.

“Denizcilikte kullanılan düğüm tekniklerini modaya taşımak sizin için ne ifade ediyor?”

Emine Tüncer:
Denizcilikte düğümler hiçbir zaman yalnızca estetik için kullanılmadı.

Bağlamak, sabitlemek, taşımak, gerilim oluşturmak ve yapıyı bir arada tutmak gibi çok temel işlevleri vardı.

Biz bu işlevsel dili başka bir bağlama taşıyoruz.

Bir düğüm hâlâ düğüm olarak kalıyor. Fakat artık bir ağı veya tekneyi sabitlemek yerine bir couture çantanın yapısını oluşturuyor.

Bu nedenle Atelier Emine’yi yalnızca “denizden ilham alan” bir marka olarak görmüyorum. Burada denizcilik zanaatının kendisi tasarımın içine giriyor.

“Markanın arkasında yaklaşık 65 yıllık bir zanaat mirasından söz ediyorsunuz. Bu miras tasarımlarınıza nasıl yansıyor?”

Emine Tüncer:
Bu mirası geçmişte kalmış bir geleneği olduğu gibi tekrarlamak şeklinde görmüyorum.

Benim için asıl önemli olan el ile üretmenin bilgisinin devam etmesi.

Malzemeyi tanımak, onun verdiği tepkiyi okumak, gerilimi kontrol etmek, yapının nasıl kurulacağını bilmek…

Zanaat biraz da bunların bütünü.

Yaklaşık 65 yıllık aile zanaat mirasını bugünün tasarım anlayışı içerisinde yeniden yorumlamaya çalışıyoruz.

“El işçiliği Atelier Emine için ne kadar önemli?”

Emine Tüncer:
El işçiliği bizde ürün bittikten sonra eklenen bir unsur değil.

Ürünün başlangıç noktası.

Monofilamentin gerilimi, düğümlerin yönü, örgünün ritmi ve parçaların birbirleriyle ilişkisi üretim sırasında belirleniyor.

Bir zanaatkâr çantanın yapısını baştan sona takip ediyor.

Bu yüzden el yalnızca üretim aracının yerine geçen bir unsur değil. Tasarım sürecinin kendisinin bir parçası.

Makinenin aynı hareketi sürekli tekrar ettiği bir sistemden farklı olarak burada insan ile malzeme arasında sürekli bir ilişki var.

Ve bu ilişkinin izi, ürün tamamlandığında da üzerinde kalıyor.

“Bir çantanın üretimi ne kadar sürüyor?”

Emine Tüncer:
Tasarıma göre değişiyor ancak bir çantanın tamamlanması yaklaşık üç gün sürebiliyor.

Daha karmaşık tasarımlarda bu süre daha da uzayabiliyor.

Fakat burada önemli olan yalnızca geçen zaman değil. O zamanın içerisinde gerçekleştirilen el emeği.

Monofilament tek tek işleniyor, bağlantılar kuruluyor, malzeme kontrollü biçimde şekillendiriliyor ve farklı materyaller aynı yapı içerisinde bir araya getiriliyor.

Dolayısıyla zaman da bir anlamda tasarımın parçası haline geliyor.

“Tasarımlarda monofilament dışında hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?”

Emine Tüncer:
İnci, sedef, ahşap, kristal ve kadife gibi farklı karakterlere sahip materyalleri monofilamentle bir araya getiriyoruz.

Bu malzemelerin birbirine benzemesini istemiyoruz.

Tam tersine, aralarındaki karşıtlığı seviyoruz.

İnci daha organik bir yüzey sunuyor. Sedef ışığı farklı biçimlerde yansıtıyor. Ahşap sıcaklık getiriyor. Kristal ışık ve hareket katıyor. Kadife ise farklı bir yumuşaklık yaratıyor.

Monofilament bütün bunların karşısında daha teknik ve şeffaf bir karaktere sahip.

Doğal ile teknik, şeffaf ile opak, sert ile yumuşak aynı tasarımın içinde buluşuyor.

“Günümüzde lüks çantalarda logo çok güçlü bir kimlik unsuru. Atelier Emine bu konuda nasıl bir yol izliyor?”

Emine Tüncer:
Benim için önemli sorulardan biri şu:

Bir çantayı logosuna bakmadan tanıyabilir misiniz?

Bugün birçok üründe benzer deri yüzeyler, benzer siluetler ve benzer oranlar görebiliyoruz. Farklılaşmanın önemli bir kısmını logo üstleniyor.

Biz markanın tanınabilirliğinin yalnızca üzerinde ne yazdığıyla değil, nasıl yapıldığıyla oluşmasını istiyoruz.

Bir düğüm biçimi, örgünün ritmi, malzemelerin birbirleriyle ilişkisi ve insan elinin üründe bıraktığı iz de markanın imzası olabilir.

Atelier Emine’de marka kimliğinin ürünün üzerinde değil, mümkün olduğunca ürünün kendi yapısında olmasını istiyoruz.

“Sizin için lüks ne anlama geliyor?”

Emine Tüncer:
Lüksü yalnızca kullanılan malzemenin pahalı veya nadir olmasıyla tanımlamıyorum.

Bir objeye ayrılan zaman, bir tekniğin korunması, insan emeği ve üretimin niteliği de bunun bir parçası.

Monofilament lüks bir malzeme olarak ortaya çıkmadı.

Düğümler moda için geliştirilmedi.

Balıkçılık malzemeleri couture için tasarlanmadı.

Ama tasarımın önemli taraflarından biri de zaten burada ortaya çıkıyor.

Bir malzemenin yalnızca ne olduğunu değil, başka neye dönüşebileceğini görebilmek.

“Bugün tasarımlarınıza baktığınızda çocukluğunuzdaki denizi hâlâ görüyor musunuz?”

Emine Tüncer:
Belki doğrudan görünmüyor ama deniz hâlâ orada.

Malzemenin hafızasında.

Düğümün mantığında.

Ve tasarımın başlangıç noktasında.

Bir zamanlar bir balıkçının dünyasına ait olan monofilament bugün bir couture çantanın yapısında yer alıyor.

Benim için Atelier Emine’nin hikâyesi biraz da bu dönüşümün hikâyesi.

Denizden gelen malzeme, geçmişten gelen zanaat ve insan eli aynı yerde buluşuyor.

Atelier’de.


Atelier Emine’nin hikâyesi, alışılmış bir moda malzemesinden yola çıkmıyor. Tam tersine, moda dünyasının dışında doğmuş bir materyalin yeni bir bağlamda nasıl yeniden yorumlanabileceğine odaklanıyor.

Bir balıkçının kızının çocukluk hafızasından gelen monofilament, yaklaşık 65 yıllık zanaat bilgisi ve el işçiliğiyle birleşerek markanın temel tasarım dilini oluşturuyor.

Reklam

Bu haber işinize yaradı mı?

İlgili haberler Tümünü gör