Bu bölümde
- 01Monofilament çantanın üzerine sonradan eklenen dekoratif bir detay olarak kullanılmıyor, doğrudan çantanın yapısını oluşturuyor.
- 02El işçiliği son aşamada başlamıyor, en başta başlıyor.
- 03Bir çantayı logosunu görmeden tanıyabilir miyiz? Üretim tekniği bir imzaya dönüşüyor.
- 04Lüks yalnızca pahalı veya nadir bir malzemeyle değil, bir objeye ayrılan zaman, el emeği ve teknikle de ilgilidir.
Bu bölümde konuşulan haberler
Bölüm akışı
Bu bölüme soryeni
Konuşma metnine dayanarak cevaplar; dayandığı anlar saniyesiyle gelir, dokununca oradan çalar.
Konuşma metni
FikriFikriye
Bugün bir çanta markasından değil, aslında bir malzemenin geçirdiği dönüşümden söz edeceğiz.
Çünkü Atelier Emine’nin hikâyesi bir moda stüdyosunda başlamıyor.
Denizde başlıyor.
Ve hikâyenin merkezinde de moda dünyasında görmeye çok alışık olmadığımız bir malzeme var: monofilament.
Balıkçılık ağlarında kullanılan, dayanıklı ve teknik bir materyal.
Ama Atelier Emine’nin kurucusu Emine Tüncer için bu malzeme sonradan keşfedilmiş bir tasarım malzemesi değil.
Konuşmanın tamamı (116 replik daha)
Çocukluğundan beri hayatının bir parçası.
Çünkü Emine Tüncer bir balıkçının kızı olarak büyüyor.
Denizi, ağları, düğümleri ve monofilamenti günlük hayatın içinde görüyor.
Yıllar sonra ise çocukluğundan tanıdığı bu malzemeye farklı bir gözle bakmaya başlıyor.
Ve aslında markanın çıkış noktası da burada oluşuyor.
Balıkçılık için üretilmiş bir iplik, bir couture çantanın yalnızca yüzeyinde değil, doğrudan yapısında kullanılabilir mi?
Bir çanta, logosundan önce nasıl yapıldığıyla tanınabilir mi?
Atelier Emine’yi ilginç yapan noktalardan biri tam da bu.
Monofilament çantanın üzerine sonradan eklenen dekoratif bir detay olarak kullanılmıyor.
Doğrudan çantanın yapısını oluşturuyor.
İplikler elle örülüyor, düğümleniyor ve birbirine bağlanıyor.
Yani burada düğüm bir süs değil.
Ürünün kendisi.
Bu ayrım gerçekten önemli.
Çünkü çoğu zaman el işçiliği dediğimizde, bitmiş bir ürünün üzerine sonradan yapılan işlemeleri, nakışları ya da süslemeleri düşünüyoruz.
Atelier Emine’de ise el işçiliği son aşamada başlamıyor.
En başta başlıyor.
Monofilamentin gerilimi, örgünün yönü, düğümlerin ritmi ve parçaların birbirleriyle ilişkisi üretim sırasında şekilleniyor.
Bir zanaatkâr, çantanın yapısını baştan sona takip ediyor.
Yani burada insan eli yalnızca makinenin yerine geçen bir araç değil.
Tasarım sürecinin doğrudan bir parçası.
Ve bu bizi markanın ikinci önemli tarafına götürüyor.
Zanaat.
Atelier Emine’nin paylaştığı bilgilere göre markanın arkasında yaklaşık 65 yıllık bir aile zanaat mirası bulunuyor. Yapıştırılan markdown
Ama burada geçmişi olduğu gibi tekrar etmek gibi bir yaklaşım yok.
Daha çok, geçmişten gelen üretim bilgisini bugünün tasarım anlayışıyla yeniden yorumlama fikri var.
Malzemeyi tanımak.
Elin malzemeye verdiği tepkiyi okumak.
Gerilimi kontrol etmek.
Bir yapının nasıl kurulacağını bilmek.
Aslında zanaat dediğimiz şey biraz da bunların bütünü.
Ve Atelier Emine’de bu bilgi denizcilik dünyasından couture’a taşınıyor.
Bence hikâyenin en güçlü taraflarından biri de bu karşıtlık.
Bir tarafta balıkçılık.
Diğer tarafta couture.
Bir tarafta işlev.
Diğer tarafta estetik.
Bir tarafta denizde kullanılan düğümler.
Diğer tarafta çağdaş bir çanta.
Ama aslında düğümün mantığı tamamen değişmiyor.
Denizcilikte düğüm bağlamak, sabitlemek, taşımak, gerilim oluşturmak ve yapıyı bir arada tutmak için kullanılıyor.
Atelier Emine’de de düğüm yine yapısal bir görev üstleniyor.
Sadece artık bir ağı ya da tekneyi değil, bir çantanın formunu oluşturuyor.
Bu nedenle markanın hikâyesini yalnızca “denizden ilham alan moda” diye tanımlamak biraz eksik kalıyor.
Çünkü burada denizin görüntüsünden çok, denizcilik zanaatının kendisi tasarımın içine taşınıyor. Yapıştırılan markdown
Peki bu üretim süreci ne kadar zaman alıyor?
Markanın aktardığı bilgilere göre bir çantanın tamamlanması tasarıma bağlı olarak yaklaşık üç gün sürebiliyor.
Daha karmaşık modellerde ise bu süre daha da uzayabiliyor. Yapıştırılan markdown
Burada önemli olan sadece üç gün sürmesi değil tabii.
O üç günün içine ne girdiği.
Monofilament tek tek işleniyor.
Bağlantılar kuruluyor.
Malzeme kontrollü biçimde şekillendiriliyor.
Ve farklı materyaller aynı yapı içinde bir araya getiriliyor.
Yani zaman, üretimin kaçınılmaz bir sonucu olmaktan çıkıp tasarımın bir parçasına dönüşüyor.
Zaten Atelier Emine’nin tasarım dünyasında monofilament tek başına da değil.
İnci, sedef, ahşap, kristal ve kadife gibi farklı malzemeler de onunla birlikte kullanılıyor.
Ve ilginç olan, bu malzemelerin birbirine benzemeye çalışmaması.
Tam tersine, aralarındaki fark tasarımın bir parçası oluyor.
İnci daha organik bir yüzey sunuyor.
Sedef ışığı farklı yönlerde yansıtıyor.
Ahşap sıcaklık katıyor.
Kristal hareket ve parlaklık getiriyor.
Kadife ise daha yumuşak ve derin bir doku oluşturuyor.
Monofilament de bütün bunların karşısında daha teknik, daha şeffaf ve kontrollü bir karakter taşıyor. Yapıştırılan markdown
Yani aslında markanın estetik dili karşıtlıklarla kuruluyor.
Doğal ile teknik.
Şeffaf ile opak.
Sert ile yumuşak.
Fonksiyon ile couture.
Ve bu noktada marka kimliği meselesi de devreye giriyor.
Bugün özellikle lüks çanta dünyasında logolar çok güçlü bir rol oynuyor.
Bazen bir ürünün hangi markaya ait olduğunu anlamamızı sağlayan en görünür şey, üzerindeki logo oluyor.
Atelier Emine ise burada farklı bir soru soruyor.
Bir çantayı logosunu görmeden tanıyabilir miyiz?
Markanın yaklaşımı, tanınabilirliği ürünün üretim tekniğinin içinde arıyor.
Düğüm biçiminde.
Örgünün ritminde.
Malzemelerin birbirine bağlanma şeklinde.
İnsan elinin üründe bıraktığı izde.
Yani burada yapım tekniği de bir tür imzaya dönüşüyor. Yapıştırılan markdown
Bence hikâyenin en etkileyici tarafı da bu noktada ortaya çıkıyor.
Çünkü kullanılan ana malzeme aslında hiçbir zaman lüks moda için üretilmemiş.
Monofilament bir balıkçılık malzemesi.
Düğümler moda dünyası için geliştirilmemiş.
Balıkçılık ekipmanlarının couture için tasarlanmış olması da zaten söz konusu değil.
Ama tasarım tam da burada devreye giriyor.
Bir malzemeye başka bir ihtimal kazandırıyor.
Bir zamanlar denizde işlev gören şey, atölyede başka bir anlama dönüşüyor.
Bir ağın parçası olan malzeme, bir çantanın yapısını oluşturuyor.
Bir düğüm, zanaatın görsel imzasına dönüşüyor.
Ve bu dönüşüm bize lüks kavramı hakkında da başka bir şey söylüyor.
Lüks yalnızca pahalı veya nadir bir malzemeyle ilgili olmak zorunda değil.
Bir objeye ayrılan zamanla da ilgili olabilir.
Bir tekniğin korunmasıyla.
İnsan emeğiyle.
Bir ürünün hızdan ziyade nitelik üzerinden şekillenmesiyle.
Atelier Emine’nin anlatısında da lüks tam olarak böyle ele alınıyor.
Monofilament kendi başına lüks bir malzeme değil.
Ama ona ayrılan zaman, el işçiliği ve üretim tekniği, malzemenin anlamını değiştiriyor.
Aslında markanın hikâyesini tek bir cümlede özetlemek gerekirse şöyle söyleyebiliriz:
Bir malzemenin değeri yalnızca ne olduğuyla değil, neye dönüşebildiğiyle de ilgili.
Çocuklukta görülen bir balık ağı…
Yıllar sonra bir couture çantanın yapısına dönüşüyor.
Denizde kullanılan bir düğüm…
Atölyede bir tasarım diline dönüşüyor.
Aileden gelen zanaat bilgisi…
Çağdaş bir marka kimliğine dönüşüyor.
Ve bütün bunların merkezinde hâlâ insan eli var.
Çünkü Atelier Emine’nin hikâyesinde çanta yalnızca elde süslenmiyor.
El ile kuruluyor. Yapıştırılan markdown
Bu, Ajans Dijital’de bugün ele aldığımız marka hikâyesiydi.
Denizden gelen bir malzemenin, zanaat ve tasarımla başka bir dünyaya taşınmasının hikâyesi.
Emine Tüncer ve Atelier Emine’nin hikâyesi.
Ajans Dijital.
Dijital Hayatın Yansımaları.

