Son Dakika

Bilim PodcastBölüm 15

Ağır COVID, Sessiz Virüsler ve Uzun COVID Sorusu.

Ağır COVID-19 yalnızca ilk enfeksiyon anında mı zarar veriyor, yoksa yıllardır bedende sessiz kalan virüsleri de harekete mi geçiriyor? Bu bölümde yeni Nature çalışmasının uzun COVID’i anlamak için açtığı kapıyı, umut ve temkin dengesini bozmadan konuşuyoruz.

5 dkFikri & Fikriye

Dinlemeye başla

0:004:57

İndir
Ağır COVID, Sessiz Virüsler ve Uzun COVID Sorusu podcast bölümü kapağı
Bilim Podcast · 15
5 dk · Dinle
Reklam

Bu bölümde

  • 01Ağır COVID-19 geçiren 1.154 yetişkin bir yıl boyunca izlendi.
  • 02Epstein-Barr, sitomegalovirüs, uçuk virüsü ve anellovirüslerde yeniden etkinleşme işaretleri görüldü.
  • 03Anellovirüslerin uzun COVID’te kalıcı fiziksel kısıtlılıkla ilişkisi özellikle dikkat çekti.
  • 04Çalışma güçlü bir ilişki gösteriyor, ancak nedenselliği kanıtlamıyor.
  • 05Bir sonraki kritik adım, antivirallerin gerçekten sonuçları iyileştirip iyileştirmediğini test etmek olacak.

Bu bölümde konuşulan haberler

Bu bölüme soryeni

Konuşma metnine dayanarak cevaplar; dayandığı anlar saniyesiyle gelir, dokununca oradan çalar.

Konuşma metni

FikriFikriye

Ajans Dijital'e hoş geldiniz. Bugün elimizde insanın bedenini bir ev gibi düşündüren bir çalışma var: Ana yangın sönüyor, ama depoda yıllardır sessiz duran başka şeyler kıpırdamaya başlıyor olabilir.

Evet, Nature’da yayımlanan geniş bir izlemden söz ediyoruz. COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırılan 1.154 yetişkin bir yıl boyunca takip edilmiş. Araştırmacılar kan, burun örneği ve bazı ağır hastalarda akciğer sıvısında, yıllardır bedende sessiz kalabilen virüslerin yeniden çalışmaya başladığını düşündüren izler aramış.

Dur, yani mesele sadece SARS-CoV-2’nin vücutta bıraktığı hasar değil mi? Ağır COVID geçirince, daha önce içimizde sessiz duran Epstein-Barr ya da uçuk virüsü gibi virüsler de sahneye çıkabiliyor mu deniyor?

Tam olarak ihtiyatlı cümle şu: Yeniden etkinleşmeye işaret eden bulgular görülmüş. Araştırmada Epstein-Barr virüsü, sitomegalovirüs, herpes simplex yani uçuk virüsü ve anellovirüsler öne çıkıyor. Burada ölçülen şey, virüslerin çalıştığını düşündüren genetik izler; buna viral RNA deniyor. Yani virüsün yalnızca uyuduğu değil, bazı talimatlarını açtığı izleniyor.

Beni en çok anellovirüs kısmı düşündürdü. Çünkü haberde, çoğu insanda bulunabilen ama insan hastalığıyla net ilişkilendirilmemiş bir gruptan söz ediliyor; sonra birden uzun COVID’te kalıcı fiziksel kısıtlılıkla bağlantı kuruluyor.

İşte önemli yer orası. Fayda açısından bakarsak, bu çalışma uzun COVID yaşayan bazı insanların belirtilerini daha ciddiye almak ve daha iyi sınıflandırmak için yeni bir pencere açabilir. Çarpıntı, uyku sorunu, beyin sisi, süreğen yorgunluk ve efor sonrası kötüleşme gibi şikâyetlerde, belki ileride hangi hastada hangi biyolojik iz var diye bakılabilecek.

Konuşmanın tamamı (12 replik daha)

Peki tehlike kısmı ne? Bunu duyan biri, ‘Ben ağır COVID geçirdim, demek içimdeki bütün virüsler uyandı’ diye korkmalı mı?

Hayır, böyle bir sonuç çıkarmak erken olur. Çalışma güçlü bir ilişki gösteriyor ama ‘bu virüsler uzun COVID’in kesin sebebidir’ demiyor. Tıpta eski ders burada geçerli: İki şeyin birlikte görülmesi, birinin mutlaka diğerini yaptığını kanıtlamaz. Ayrıca virüsün genetik izini görmek, her zaman vücutta yeni ve bulaştırıcı virüs parçacıkları üretildiği anlamına gelmez.

Yani elimizde duman dedektörünün ötmesi var, ama yangının nerede başladığını henüz bilmiyoruz.

Güzel toparladın. Araştırmacılar bu açığı azaltmak için bazı virüslerde antikorları ve virüslerin saklandığı bilinen bağışıklık hücrelerindeki artışı da izlemişler. Üstelik bulguların bir kısmı bağımsız bir hasta grubundaki biyobanka örnekleriyle de tekrarlanmış. Bu, sonucu daha ciddiye almamızı sağlar; ama yine de müdahale denemesi olmadan son hükmü verdirmez.

Ne zaman bize dokunur sorusu da önemli. Bu, yarın aile hekimine gidip ‘anellovirüs testi yaptırayım’ seviyesinde bir bilgi mi, yoksa daha çok araştırma gündemi mi?

Bugün için daha çok araştırma gündemi. Klinik pratikte hemen standart bir teste dönüşmüş değil. Ama ilerisi için, eğer bu ilişki doğrulanırsa, ağır COVID sonrası uzun süre toparlanamayan hastalarda viral yeniden etkinleşme ayrı bir risk katmanı olarak değerlendirilebilir. Daha da önemlisi, antiviral ilaçların işe yarayıp yaramadığını test eden çalışmaların önü açılır.

Benim şaşırdığım başka bir şey de şu: Bu yeniden etkinleşme bağışıklığı zayıf olmayan kişilerde de görülmüş. Çünkü insan önce bunu sadece çok kırılgan hastalarda bekliyor.

Ağır enfeksiyon zaten bağışıklık sistemi için büyük bir kriz. Haberdeki benzetmeyle söylersek, nöbetteki bekçi kapıdan uzaklaşınca içeride saklananlar fırsat bulabiliyor. Bir de iltihap sinyalleri meselesi var; hastalık sırasında yükselen bazı bağışıklık mesajlarının, özellikle uçuk virüsüyle ilgili deneysel çalışmalarda virüsü uyarabildiği gösterilmiş. Yani biyolojik olarak akla yatkın bir mekanizma var.

Ama ben yine de burada bir itirazı masada tutmak istiyorum. Uzun COVID zaten çok katmanlı bir tablo; damar, bağışıklık, sinir sistemi, metabolizma derken tek bir açıklamaya fazla sarılmak yanıltıcı olmaz mı?

Olur, hatta en sağlıklı şüphe bu. Bu çalışma uzun COVID’i tek anahtarla açtığını söylemiyor; daha çok kilitlerden birini gösteriyor olabilir. Özellikle anellovirüsler doğrulanırsa, bugüne kadar ‘orada duruyor ama pek anlamıyoruz’ denen bir virüs grubu tedavi araştırmalarında ciddiye alınabilir. Bilimde bazen en önemli değişim, cevaptan önce doğru alt grubu ayırabilmektir.

Yani özetle akılda kalacak cümle şu: Ağır COVID sonrası bazı sessiz virüslerin uyanması, uzun COVID’in bir parçasını açıklayabilir; ama bu henüz tedavi vaadi değil, güçlü bir araştırma yönü.

Ve bu akşam yapılacak en makul şey, korkuya kapılmak değil; ağır COVID sonrası aylarca süren yorgunluk, çarpıntı, beyin sisi ya da eforla belirgin kötüleşme varsa bunu ‘geçer’ diye yalnız taşımamak ve bir sağlık uzmanıyla konuşmak. Bilim burada yavaş ama daha dikkatli bir harita çiziyor. Ajans Dijital'i takip etmeyi unutmayın!

Reklam