Bu bölümde
- 01Kemoterapinin neden olduğu sinir hasarı hastaların yaklaşık yüzde yetmiş beşini etkiliyor ve çoğu zaman tedavi dozunun düşürülmesine zorluyor.
- 02Psilocybin, nöronlardaki mitokondri taşıma sistemini koruyarak kemoterapinin hasar veren etkisini azalttı; aynı sonuç hem fare hem de insan nöronlarında gözlendi.
- 03Mevcut tedavi duloksetin yalnızca orta düzeyde rahatlama sağlıyor; yeni çalışma Kasım ayında yaklaşık seksen kişilik bir klinik deneyle ilerliyor.
- 04Araştırmacılar, psilocybinin kanser hastalarında evde kullanılmaması gerektiğini, güvenliğinin henüz kanıtlanmadığını açıkça vurguladı.
Bu bölümde konuşulan haberler
Bölüm akışı
Bu bölüme soryeni
Konuşma metnine dayanarak cevaplar; dayandığı anlar saniyesiyle gelir, dokununca oradan çalar.
Konuşma metni
FikriFikriye
Ajans Dijital'e Hoşgeldiniz. Bugün elimizde öyle bir konu var ki, bir tarafında bilim, diğer tarafında insanın en kırılgan anı duruyor: kemoterapi gören birinin ellerinde, ayaklarında yanan bir uyuşma, doktorların bile tam çare bulamadığı bir yan etki.
Yani konuştuğumuz şey aslında son derece günlük bir trajedi. Kanseri yenecek ilaçlar var, ama o ilaçlar sinirlere de saldırıyor; hastalar bazen tedaviyi yarıda kesmek zorunda kalıyor.
Ve şimdi bir araştırma diyor ki, psilocybin denen madde bu hasarı azaltabilir. Bu, aynı zamanda bilimde peşin yargılarla mücadelenin de hikayesi, çünkü psilocybin dendiğinde insanların aklına hep bambaşka şeyler geliyor.
Çalışma özet şöyle: farelere ve insan nöronlarına psilocybin veriliyor, ardından kemoterapi uygulanıyor. Normalde kemoterapi nöron uçlarındaki mitokondri taşıma sistemini bozuyor; yani hücrenin enerjiyi taşıyan minik kamyonetleri düzgün çalışmıyor. Psilocybin o kamyonetleri koruyor, nöron hasarı azalıyor.
Dur, bir saniye. Yani mikroskop altında bakıyorlar ve görüyorlar ki, psilocybin verilen nöronlarda o enerji taşıma hâlâ sağlam. Fareler de iğne batırılan ayaklarına daha az tepki veriyor; yani ağrı ve hassasiyet azalıyor. Bu daha çok hücre düzeyinde bir kanıt, ama yön doğru gibi.
Aynen öyle. Üstelik yalnızca fare değil, insan nöronlarında da benzer etki görülmüş. Mekanizma da kabaca şu: psilocybinin vücutta dönüştüğü psilocin denen madde, beyinde 5HT2A denen bir reseptörü uyarıyor ve o reseptör mitokondriyi koruyan bir sinyal yolunu tetikliyor.
Konuşmanın tamamı (11 replik daha)
Burada bir an duralım, çünkü rakam gerçekten ağır. Periferik nöropati diye geçen bu yan etki, kemoterapi gören hastaların yaklaşık yüzde yetmiş beşinde görülüyor. Şimdiki standart tedavi duloksetin denen bir antidepresan ve o bile sadece orta düzeyde rahatlama sağlıyor. Yani aslında büyük, çözülmemiş bir sorun var ortada.
Ve bunun insana etkisi şu: hasta kanser ilacını tam dozda alamıyor, bazen tedaviyi kesmek zorunda kalıyor. Bu çalışma eğer klinikte tutarsa, aynı kanser tedavisini sürdürürken sinirleri de korumak mümkün olabilir. Yani kim etkilenir dersen, doğrudan tedavi altındaki hasta ve dolaylı olarak onkologlar, aileler, sistem.
Ama bir şeyi açıkça söyleyeyim: bu daha bir ön çalışma, fare ve hücre düzeyinde. Yani moralimizi bozmadan, umut da satmadan konuşmak lazım. Farelerde işe yarayan birçok şey insanlarda tutmuyor; psilocybin de zaten eski bir madde, yıllardır biliniyor.
Doğru, ama burada ilginç olan, psilocybinin yıllar yılı psikolojik etkileriyle tartışılması, şimdiyse hücre biyolojisi tarafında beklenmedik bir oyuncu olarak çıkması. Yani bilim bazen bir sahanın oyuncusunu bambaşka bir sahaya transfer eder.
Şimdi burada bir gerilim var. Çalışmaya katılmayan bir uzman, Maiaru, eğer bulgu tutarsa uzun süreli his kayıpları ve kronik ağrının önlenebileceğini söylüyor. Yani iyi senaryo gerçekten iyi. Ama aynı çalışmadaki araştırmacılardan Amit çok net bir uyarı yapıyor: kanser hastaları bu maddeyi evde kendi başına kullanmaya kalkmasın, güvenli ve etkili olduğu henüz kanıtlanmadı.
Ve ben buna katılıyorum aslında. Psilocybin eczanede satılan bir şey değil, dozlaması hassas, etkileri karmaşık. Umut verici bir bilimsel sinyal var, o kadar. Henüz tedavi değil.
Bir adım geri çekilip büyük resme bakalım. Bilim tarihinde sinir hasarını azaltmak için yıllardır arayış var; kanser tedavisi çok daha iyi hale geldikçe, hayatta kalanların yaşam kalitesi meselesi büyüdü. Bu çalışma tam o noktaya dokunuyor: hayatta kalmak yetmez, tedavi sonrası ellerini, ayaklarını hissetmek de önemli.
Gelecek plan da somut: Kasım ayında yaklaşık seksen kişilik bir klinik deney başlıyor; meme, kolorektal ve baş-boyun kanserli hastalar katılacak. Sonuçlar beş yıl içinde bekleniyor. Yani eğer her şey yolunda giderse, pratikte kullanım ancak yıllar sonra olabilir.
Yani bu akşam şunu bilmek yeterli bir haber için: kemoterapinin o zor yan etkisi için bilim sahaya yeni, beklenmedik bir oyuncu çıkardı; ama oyuna girmesi daha yıllar alacak, evde denenecek bir şey değil.
Ama oraya geçmeden bir şey ekleyeyim: eğer siz ya da yakınınız kemoterapi görüyorsa ve elde, ayakta yeni uyuşmalar başladıysa, bunu mutlaka onkoloğa söylemek lazım. Tedavi dozunu düşürmeden önce bu tür çalışmaların sonucunu beklemek gerekir, çünkü her hasta için denge farklı.
Ajans Dijital'i Takip Etmeyi Unutmayın!

