Son Dakika
Bentley Supersports: hibritsiz, arkadan itişli saf sürüş4 dk önceFinali Tutmayan 5 Film Üçlemesi1 saat önceZack Snyder’ın The Last Photograph Filminden İlk Fragman Geldi1 saat önceRenkleri Beynin Neden Dört Ana Tonla Okuduğuna Dair Yeni Açıklama2 saat önceABD dron ve robotlara bariyer kuruyor; Çin ölçekle karşılıyor5 saat önceSarawak, tehlikeli duman artınca 3–5 Eylül’de bulut tohumlama planlıyor5 saat önceYapay zekâ kuş göçünü izliyor: kapsamlı derleme5 saat önceGüney Afrika sardalyalarında PHV şüphesi: kıyıya binlercesi vurdu6 saat önceOpenAI’nin 38 sayfalık raporu: Hugging Face sızması kültür sorunu mu?6 saat önceApple Wallet’ta kart ve pass yönetimi için pratik rehber6 saat önce

Bilim PodcastBölüm 32

Üçlemeler Neden Üçüncü Filmde Duvara Tosluyor?.

Bazı seriler ilk filmde dünyayı kuruyor, ikinci filmde büyüyor, üçüncü filmde ise kendi ağırlığının altında kalıyor. Bu bölümde beş ünlü üçlemenin final tökezlemesini konuşuyor; meselenin sadece senaryo değil, beklenti, zamanlama ve yaratıcı kontrol olduğunu tartışıyoruz.

5 dkFikri & Fikriye

Dinlemeye başla

0:005:06

İndir
Üçlemeler Neden Üçüncü Filmde Duvara Tosluyor? podcast bölümü kapağı
Bilim Podcast · 32
5 dk · Dinle
Reklam

Bu bölümde

  • 01Üçüncü filmler yalnızca hikâyeyi bitirmez, önceki iki filmin duygusunu da taşımak zorunda kalır.
  • 02X-Men: The Last Stand örneği, yönetmen değişiminin ton ve karakter kararlarını nasıl sarstığını gösteriyor.
  • 03The Godfather: Part III kötü olmaktan çok, iki efsane filmin gölgesinde iyi olmanın yetmediği bir örnek olarak öne çıkıyor.
  • 04Spider-Man 3 ve The Rise of Skywalker, fazla yük bindirilen final filmlerinin duygusal ağırlığını nasıl kaybettiğini hatırlatıyor.
  • 05The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor, bazı devam filmlerinin yalnızca zayıf değil, geç kalmış hissettirdiğini gösteriyor.

Bu bölümde konuşulan haberler

Bu bölüme soryeni

Konuşma metnine dayanarak cevaplar; dayandığı anlar saniyesiyle gelir, dokununca oradan çalar.

Konuşma metni

FikriFikriye

Ajans Dijital'e hoş geldiniz. Bugün elimizde sinema tarihinin küçük ama sinir bozucu bir laneti var: İlk iki filmle bizi koltuğa çivileyen seriler, üçüncü filmde neden birden ev ödevini otobüste yapmış öğrenciye dönüyor?

Üstelik burada mesele sadece “film kötüydü” demek değil. X-Men’den Star Wars’a, The Godfather’dan Spider-Man’e ve The Mummy’ye uzanan beş örnek var; hepsinde final filmi, önceki iki filmin kurduğu beklentiyi taşımakta zorlanıyor.

Ben şuna takıldım: Üçüncü film niye bu kadar zor? Yani birinci film dünyayı kuruyor, ikinci film genelde gazı artırıyor; üçüncüye gelince herkes “hadi bağla bakalım” diye yönetmenin ensesinde mi bekliyor?

Biraz öyle. Üçüncü film, sadece yeni bir macera anlatmıyor; eski borçları da kapatıyor. Karakterin hesabı, seyircinin beklentisi, stüdyonun gişe arzusu, hayranların “bunu sakın bozma” baskısı aynı masaya oturuyor. Aristoteles’ten beri hikâyede başlangıç, orta ve son fikri var ama sinemada o son, bazen muhasebe kapanışı gibi çalışıyor.

O muhasebenin ilk durağı X-Men: The Last Stand. İlk iki filmi Bryan Singer çekiyor, üçüncüde Brett Ratner geliyor; sonra ton değişiyor, Dark Phoenix gibi koca bir hikâye düzensiz ele alınıyor, üstüne Cyclops, Jean Grey ve Professor X kararları seriyi sallıyor.

Orada benim endişem şu: Final filmi önceki filmleri büyütmek yerine onları silmeye başlayınca seyirci güvenini kaybediyor. Bir karakterin ölmesi tek başına sorun değil; sorun, bunun duygusal olarak kazanılmış hissedilmemesi. Evde iki sezon emek verip yaptığın yapbozun son parçasını makasla kesip uydurmak gibi.

Konuşmanın tamamı (14 replik daha)

Peki The Godfather: Part III için haksızlık etmiyor muyuz? Çünkü bu örnekte sorun filmin düpedüz kötü olması değil; ilk iki filmin neredeyse dokunulmaz bir yerde durması.

Bence haksızlık payı var ama beklenti de gerçek. The Godfather ve ikinci film sinema tarihinde çok yüksek bir çıta koydu. Üçüncü film Michael Corleone’nin yolculuğunu kapatmaya çalışıyor ama o kapanış, doğal bir son gibi değil de biraz acele edilmiş bir kurtuluş çizgisi gibi algılanıyor. Sofia Coppola tercihi de tartışmanın odağına oturunca film, kendi derdini anlatmadan önce savunma yapmak zorunda kalıyor.

Yani burada “iyi film yetmez” dersi var. Bazı sofralara menemenle oturamazsın, hele önceki tabakta iki kez ziyafet verilmişse.

Menemen güzel yemektir, orada dikkatli konuşalım. Ama benzetme doğru: Bağlam, kalite algısını değiştiriyor. The Godfather Coda sürümünün daha iyi karşılanması da şunu gösteriyor; bazen sorun tek tek sahnelerden çok, filmin seyirciye hangi vurguyla sunulduğu.

Spider-Man 3 tarafında ise ben gerçekten yoruluyorum. Harry var, hafıza kaybı var, Mary Jane gerilimi var, Gwen Stacy ve Eddie Brock var, Sandman var, bir de üç kötü adam fikri var. Film değil, apartman toplantısı.

Ve apartman toplantılarında da herkes konuşunca karar çıkmaz. Spider-Man 2 güçlü bir zemin bırakmıştı; üçüncü film o zeminde daha sade bir duygusal devam kurabilirdi. Ama Sony Pictures’ın fazladan unsur istemesiyle omurga kalabalıklaşıyor. Gişede para kazanması da yaratıcı kırılmayı engellemiyor; sonunda seri yeniden başlatmaya kadar gidiyor.

Bu kalabalık meselesi bizi doğal olarak Star Wars: The Rise of Skywalker’a getiriyor. Orada yük daha da büyük, çünkü sadece bir üçlemeyi değil, dokuz filmlik Skywalker anlatısını kapatmaya çalışıyor. Bu bana, tek bavula hem kışlıkları hem tost makinesini koymaya çalışmak gibi geliyor.

Orada özellikle Palpatine’in geri dönüşü tartışmalı. Nostalji bazen güvenli liman gibi görünür ama hikâyenin iç mantığını zayıflatırsa seyirci “beni duygulandırmaya mı çalışıyorsun, yoksa önceki kararları geri mi alıyorsun” diye sorar. Rose Tico’nun geri plana itilmesi, Rey’in soy hattı meselesi ve Kylo Ren’in dalgalı kullanımı da final hissini dağıtıyor.

The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor ise başka bir tür tökezleme: geç kalma. Yedi yıl sonra geliyor, Stephen Sommers dönmüyor, Rachel Weisz yok, Çin’e geçiş de doğal genişleme yerine yapay bir hamle gibi duruyor.

Evet, bazı devam filmleri yalnızca zayıf oldukları için değil, zamanları geçtiği için de güç kaybediyor. Brendan Fraser’ın karizması filmi taşımaya çalışıyor ama tek başına yetmiyor. İlk filmlerde tarih ve mitoloji ilgisi daha dengeliyken, burada CGI ağırlığı daha hızlı yaşlanan bir his bırakıyor.

Ama ben yine de şunu soracağım: Seyirci bazen üçüncü filmlere fazla mı acımasız? Her finalden hem sürpriz, hem sadakat, hem kapanış, hem de çocukluğumuza saygı bekliyoruz. Bu kadar siparişle mutfaktan kusursuz tabak çıkar mı?

Çıkması zor, ama imkânsız değil. Buradaki beş örnek bize aynı şeyi farklı yollardan anlatıyor: Yönetmen değişimi, stüdyo müdahalesi, aşırı kalabalık hikâye, nostaljiye fazla yaslanma ya da geç kalmış devam; hepsi finalin duygusunu zedeliyor. Seyirci kusursuzluk değil, önceki filmlerin verdiği söze sadakat arıyor.

Yani akılda kalacak cümle şu: Üçüncü film, serinin en büyük sahnesi değil, en büyük sorumluluğu. Bu akşam sevdiğiniz bir üçlemeyi düşünün; finalini değil, finalin size verdiği hissi hatırlayın.

Ve eğer o his hâlâ yerindeyse, o seri gerçekten kazanmıştır. Biz de burada sinema defterini kapatırken kendi küçük finalimizi bozmayalım: Ajans Dijital'i takip etmeyi unutmayın!

Reklam