17. yüzyıl aristokratının diş sırrı: altın tel ve fildişi.
1619'da ölen Fransız aristokrat Anne d’Alègre’in çenesinde altın teller ve fildişi bir diş bulundu. 35 yıl sonra yapılan 3B tarama, tedavinin estetik ve toplumsal kaygıyla yapıldığını gösteriyor.

INRAP ekibi, Fransa’nın kuzeybatısındaki Château de Laval’de 1988’de açılan kurşun tabuttaki iskeletin 1619’da ölen Anne d’Alègre’e ait olduğunu ve dişlerinin altın telle bağlandığını çözdü.
Altın telle tutulan bir çene
Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (cone-beam CT) adı verilen 3B diş röntgeni, birkaç dişten geçirildiği anlaşılan altın tellerin dişleri birbirine sıkıca bağladığını gösterdi. Ayrıca çenede, o dönem yaygın olan suaygırı fildişi yerine fillerden alınmış fildişinden oyulmuş bir sahte diş tespit edildi.
Araştırma, D’Alègre’in ağır periodontal hastalık (ileri diş eti hastalığı) yaşadığını ortaya koyuyor. Bu hastalık, dişleri yuvalarından gevşetip kendiliğinden düşecek noktaya getiriyor; tel ve protez seçimi de bu nedenle yapıldı.
“Tedavinin amacının üçlü olduğunu öne sürüyoruz: tedavi edici, estetik ve toplumsal.” — Rozenn Colleter, antropolog, INRAP
Ses, yüz ve statü
Altın tellerin doğrudan şifa getirdiği söylenemez. Bu tür uygulamalar düzenli aralıklarla yeniden sıkılaştırma ister; her müdahale yan dişlere daha fazla yük bindirir ve onları da gevşetebilir. D’Alègre bunun farkında olsa bile, yaşamının son yıllarında bu yöntemi sürdürdü.




yüzyılın saray hekimi Ambroise Paré, diş kaybının yalnız görünüşü değil, konuşmayı da etkilediğini şu sözlerle anlatmıştı:
“Hasta dişsiz ve yüzü bozulmuş kalırsa, konuşması da bozulur.” — Ambroise Paré, Fransız krallarının hekimi
D’Alègre iki kez dul kalmış, toplum içinde sürekli gözlenen bir kadındı. Araştırmacılar, protezin onun “aleyhtarları karşısında belli bir toplumsal konumu korumasına” yardım etmiş olabileceğini belirtiyor.
Fırtınalı bir hayatın izleri
D’Alègre bir Huguenot’tu; Fransa Din Savaşları’nı Protestan tarafında yaşadı. 21 yaşında dul kaldı ve oğlu Guy XX de Laval ile birlikte Sekizinci Din Savaşı başlayınca, krala ait güçler topraklarına el koyunca saklanmak zorunda kaldılar.
Oğlu daha sonra Katolikliğe geçti, Macaristan’a savaşa gitti ve 20 yaşında çatışmada öldü. D’Alègre onu da geride bıraktı; yeniden evlendi, tekrar dul kaldı ve 54 yaşında hastalıktan öldüğünde dişleri hâlâ tellerle sabitlenmişti.
Araştırmacılar, dişlerdeki belirgin aşınmanın ve diş sıkma/diş gıcırdatma (bruksizm) izlerinin yüksek stresin işareti olabileceğini not ediyor. “Yaşadığı dul kalmalar, kaygısını beslemiş olmalı” değerlendirmesi yapılıyor.
Nasıl çözüldü?
1988’de açılan tabutta, iyi korunmuş bir ağız ve diş düzeneğini anlamak için gereken teknoloji henüz yoktu. Aradan 35 yıl geçince yeni diş tarayıcılarıyla konik ışınlı BT çekildi ve altın telli braketlerin izi, fildişi protez ve diş eti hastalığının bulguları netleşti.
Bulgular 2023’te Journal of Archaeological Science: Reports dergisinde yayımlandı. D’Alègre’in mumyalanmış olması, yumuşak dokuların bir kısmının korunmasına yardımcı oldu ve dişsel ayrıntıların okunmasını kolaylaştırdı.
Yöntem künyesi
Örnek: Anne d’Alègre’e ait tekil iskelet (1619, Château de Laval)
Görüntüleme: Konik ışınlı BT (3B diş röntgeni)
Bulgular: Altın tel ligatürler, fildişi sahte diş, ileri diş eti hastalığı izleri
Yayın: Journal of Archaeological Science: Reports (2023)
Ne kanıtlıyor, ne kanıtlamıyor
Kanıtlıyor: D’Alègre’in birden fazla dişini altın tellerle birbirine bağladığını ve bir fildişi protez taşıdığını.
Kanıtlıyor: İleri diş eti hastalığı izlerini ve dişlerde yaygın aşınmayı.
Kanıtlamıyor: Uygulamanın sağlık açısından etkili olduğunu; aksine sıkılaştırma ihtiyacı komşu dişlere zarar vermiş olabilir.
Kanıtlamıyor: Tel ve protezin tümüyle “kozmetik” amaçlı olduğunu; estetik ve toplumsal saiklerle birlikte tedavi niyetini de işaret ediyor.
Bugünle bağlantı
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ileri diş eti hastalığı bugün dünyada yaklaşık 1 milyar yetişkini etkiliyor. Çoğumuzun elinin altında altın tel ya da fildişi yok; fakat sondaj (delme) olmadan mineyi onarmayı ve çürükle savaşmayı hedefleyen deneysel tedavilere yakında erişim mümkün olabilir.
Bu haber işinize yaradı mı?



