Yüz metre altındaki 'uzay': Sualtı laboratuvarı astronot adaylarını nasıl hazırlıyor?
Eski NASA astrobiyologu Michaela Musilova, Florida kıyılarında 6,7 metre derinlikteki Jules' Undersea Lab istasyonunda 5 gün süren SEA STAR misyonunu komuta etti. 4 kişilik ekip 'akvanot' statüsünü kazanmak için 24 saatten fazla doyma (saturation) durumunda kaldı. Sualtı ortamı, uzay boşluğuna en yakın risk ve izolasyon koşullarını sunuyor.

6,7 metre derinlikteki 'uzay istasyonu'
Florida Keys'in Key Largo sahillerinden yaklaşık 6,7 metre (22 fit) derinlikte yer alan Jules' Undersea Lab, dünyada halen faaliyet gösteren nadir sualtı araştırma istasyonlarından biri.
İstasyona sadece scuba dalışıyla girip çıkılabiliyor. Bu yaz burası, 5 gün süren SEA STAR analog uzay misyonu için bir "uzay gemisine" dönüştü.
Misyon komutanı Dr. Michaela Musilova, kariyeri boyunca dünyanın dört bir yanında neredeyse 40 simüle uzay misyonu komuta etti. Musilova, Ay ve Mars'a yönelik gerçekleştirilen simülasyonlarda bugüne kadar en fazla misyon yöneten kişi konumunda.
Çoğu karada gerçekleşti. Bu kez ise çevrelerini ölümcül bir boşluk değil, su sarmıştı. Musilova, "Sualtındaki riskler, karadaki simülasyonlardan belirgin derecede yüksek" diye kaydediyor.
Akvanot statüsü: 24 saat doyma süresi
Ekibin "akvanot" (sualtı astronotu) unvanını kazanması için en az 24 saat boyunca vücut doyma (saturation) durumunda kalması gerekiyordu. Bu durumda dalgıçların vücut dokuları inert gazlarla doymuş olur; yüzeye güvenli çıkış için uzun bir dekompresyon süresi zorunlu hale gelir.
SEA STAR ekibi bu eşiği geçti.






Takım; lojistikten sorumlu Deneme Mühendisi ve İcra Subayı (Executive Officer) Paul Bakken, sağlık ve güvenlik yetkilisi ile mikro yeşillik araştırması yapan Dr. Brandy Nunez, ve endüstriyel güvenlik uzmanı Misyon Uzmanı Jennifer Pint'ten oluşuyordu.
Pint, Interstellar Performance Labs ile iş birliği içinde analog ortamda ekip-çevre etkileşimini analiz etmek için bir taksonomi geliştirme projesini yürüttü.
Nötr yüzdürme ve yüksek basınç deneyleri
Sualtı ortamının en büyük avantajı, astronotların uzay yürüyüşlerinde yaşadığı "nötr yüzdürme" (neutral buoyancy) koşulunu taklit edebilmesi. Ekip, sualtında yaptığı simüle uzay yürüyüşleri sırasında bu koşullarda deneyler gerçekleştirdi.
Ayrıca vücut üzerindeki yüksek atmosfer basıncının etkilerini ölçen bilişsel araştırmalar ve öğrenci sensör testleri de programda yer aldı.
Musilova, misyon öncesindeki kaygılarını şöyle özetliyor: "Ekipman arızalarından gece ortası fırtına kaçağına kadar her kötü senaryo zihnimde döndü." James Cameron'in "The Abyss" filmi çocukluk travmasının kaynağı olabilirdi diye ekliyor. Buna rağmen sualtına indiğinde "son nefesi aldıktan sonra tamamen sakinoldum" diyor.
Karada misyon kontrol merkezi
Jules' Undersea Lab'ın karadaki birimi, misyon sırasında Houston'daki Misyon Kontrol Merkezi gibi işlev gördü. Ekip sürekli izlendi, karadan destek sağlandı. Musilova, komutan olarak hem ekibin güvenliğini ve moralini korumak hem de kendi araştırma projelerini yürütmekle yükümlüydü.
Musilova, misyon takvimini planlamak ve beklenmedik sorunlar veya gecikmeler yaşandığında programı revize etmek için Paul Bakken ile birlikte çalıştı.
"Astronotlar uzayda yaptığı gibi, biz de karşılaşacağımız her sorunu çözmek için yol bulduk."
Misyonun tam maliyeti ve finansman kaynakları açıklanmadı. Çıkış tarihi ve sonraki SEA STAR misyonları ile ilgili resmi bir takvim henüz duyurulmadı.
Uzmanlık ve Hazırlık Süreci
Ödüllü bir astrobiyolog, kaşif, profesyonel konuşmacı ve yazar olan Dr. Michaela Musilova; NASA, ESA, CalTech ve Kanada-Fransa-Hawaii Teleskobu gibi kurumlar bünyesinde uzay araştırmaları yürüttü. Sertifikalı bir kurtarma dalgıcı olan Musilova, SEA STAR misyonunu organize etmek, uygun ekibi kurmak, araştırma projelerini belirlemek ve gerekli finansmanı sağlamak için bir yıldan fazla süre harcadı.
Misyonun temel amacı, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki (ISS) astronotların hem yürüttükleri çeşitli projeler hem de uzayda yaşamanın getirdiği zorluklar açısından deneyimlediklerini simüle etmekti.
Sualtı misyonlarında mürettebatın sağlık ve güvenlik riskleri daha yüksek olduğu için, ekibin karadaki simülasyonlara kıyasla çok daha katı prosedürlere uyması gerekti.
Bu durum, deneyimin gerçek bir uzay misyonuna daha benzer hale gelmesini sağladı.
Bu haber işinize yaradı mı?



