Yapay Zekâ Doktorların Yerini Alabilir Mi? Tartışma Büyüyor.
JAMA’da yayımlanan bir makale, yapay zekânın beş temel tıbbi görevde doktorları ve insan-yapay zekâ birlikteliğini aşabileceğini savunuyor. Ancak tıp dünyasında bu iddiaya itirazlar da yükseliyor.

Yapay zekânın tıpta insan doktorları geçip geçemeyeceği sorusu, Journal of the American Medical Association’da yayımlanan yeni bir makaleyle yeniden gündemin merkezine oturdu. Emanuel ve Khosla’nın da aralarında bulunduğu yazarlar, yapay zekânın beş temel tıbbi görevde tek başına en iyi bakımı sunabileceğini savunuyor.
Makalenin çıkış noktası
Çalışmanın merkezindeki soru, “Otonom yapay zekâ, yapay zekâ-doktor karışımından daha iyi tıbbi bakım sunar mı?” biçiminde kuruldu. Yazarlar bu soruyu retorik bir çerçevede ele aldı ve cevaplarının açık biçimde “evet” olduğunu yazdı.
Makale, Ocak 2024’ten bu yana yayımlanan yapay zekâ ve tıp çalışmalarını taradı. Yazarların vardığı sonuç, birçok durumda “üstün otonom yapay zekâ” sisteminin 2030’a kadar insanları aşmasının olası olduğu yönünde oldu.
Bu iddia, tıpta yapay zekânın sadece yardımcı araç olmaktan çıkıp karar verici bir rol üstlenebileceği anlamına geliyor. Yazarlar, yapay zekânın özellikle şu beş görevde öne çıkacağını savunuyor:
Hasta öyküsü almak
Tanı koymak
Hangi testlerin gerektiğini belirlemek
Tedavi önermek
Kronik hastalıkları yönetmek
Neden doktorların rolü tartışılıyor?
Makalenin yazarları, yapay zekâ ile çalışan bir sistemde insan müdahalesinin performansı düşürebileceğini düşünüyor. Onlara göre doktorlar sürece fazla karıştığında modelin başarımı gerileyebilir.
Bu görüş, bazı hekimlerin alıştığı düzeni ters yüz ediyor. Çünkü yıllardır teknoloji, doktorun işini kolaylaştıran bir yardımcı olarak anlatılıyordu. Bu kez tartışma, yardım eden sistemin ana rolü devralıp alamayacağına dönmüş durumda.
Makalenin ilk yazarı Ezekiel Emanuel, uzun süre bu fikre mesafeli kaldığını söylüyor. Penn’de Tıbbi Etik ve Sağlık Politikası Bölümü başkanı olan Emanuel, on yıl önce Vinod Khosla’nın ısrarlı öngörülerini ciddiye almadığını anlatıyor.
Khosla’nın o dönemdeki görüşü sertti. Ona göre yapay zekâ, 2035’e gelindiğinde doktorların yaptığı işlerin yüzde 85’ini üstlenebilecekti. Khosla bu çizgiyi yıllardır savunuyordu; 2012’de TechCrunch’ta “Doktora mı, algoritmalara mı ihtiyacımız var?” sorusunu sormuş, 2016’da da 101 sayfalık bir metin yayımlamıştı.
Emanuel ise o yıllarda bu fikre açıkça karşı çıkmış. Ona göre doktorların işi fazlasıyla karmaşıktı ve makinelerin bunu üstlenmesi mümkün görünmüyordu.
Emanuel’in fikrini değiştiren şey
Dönüşüm, yaklaşık bir yıl önce geldi. Emanuel’in arkadaşı Robert Wachter, yeni kitabının baskı öncesi nüshalarını ona gönderdi. Wachter, UCSF’de tıp bölümünün başında bulunuyor.
Wachter’ın çizdiği tablo, tıbbın iki farklı hızda işleyeceği bir gelecek sunuyordu. Buna göre üst düzey bakımda doktor ve yapay zekâ birlikte çalışacak, daha geniş kesim ise çoğunlukla yapay zekâ ile idare edecekti.
Emanuel bu noktada Khosla’nın yıllardır söylediği şeye yeniden baktığını anlatıyor. Ardından aklında ürkütücü bir soru belirdi: Yapay zekâ devralırsa doktorlara ne kalacak?
Bu soru, mesleğin merkezinde duran becerilere uzanıyor. Sadece tanı koymak ya da reçete yazmak değil, yıllarca edinilen klinik sezgi de tartışmanın parçası hâline geliyor.
İtiraz edenler ne diyor?
En güçlü itirazlardan biri Amerikan Tabipler Birliği Başkanı John Whyte’tan geliyor. Whyte, çalışmanın bazı bölümlerinin simülasyonlara dayandığını, kör deney olmadığını ve tüm sonuçların makalenin vardığı hükmü desteklemediğini söylüyor.
Whyte’ın dikkat çektiği bir başka çalışma, Şubat 2026 tarihli Nature yazısı. Bu çalışma, gerçek hayattaki vakalarda çoğu hastanın büyük dil modelleriyle verimli biçimde konuşamadığını gösterdi. Büyük dil modeli, metin üzerinden yanıt üreten yapay zekâ sistemleri için kullanılıyor.
Whyte, doktoru klinik süreçten tamamen çıkarmaya sıcak bakmıyor. Ona göre bu araçlar kullanılabilir, ama hekim tarafından yönetilen bir bakım planı içinde kalmalı.

“AMA, bu araçların potansiyelini görüyor; ama hekim tarafından yönetilen bir bakım planı içinde kullanılmaları gerekiyor.” — John Whyte, Amerikan Tabipler Birliği CEO’su
Emanuel ise temkinli davrandığını savunuyor. ChatGPT’nin piyasaya çıkmasının üzerinden dört yıldan az zaman geçtiğini hatırlatıyor ve dört yıl sonraya dair bir tahmin yaptıklarını söylüyor. Ona göre yapay zekâ bu sürede doktorlardan çok daha ileri bir noktaya gelebilir.
Doktorların elinden ne alınabilir?
Wachter, makaledeki karamsar yoruma rağmen bazı noktalarda yazarların haklı olduğunu kabul ediyor. Ona göre bugün insan ve yapay zekâ birlikte çalıştığında sonuç daha iyi olabilir. Fakat bu tablo kalıcı olmak zorunda değil.
Wachter, insanın işin içine girmesinin her zaman avantaj olmadığını söylüyor. Bazı durumlarda insan hatası, sistemin performansını aşağı çekebilir. Bu nedenle yapay zekâ ile çalışırken insanlar her zaman ek değer üretmeyebilir.
Yine de Wachter, eğitimli doktorların benzersiz yanlarının ortadan kalkmayacağını düşünüyor. Kötü bir prognostik durumu hastaya söylemek, tek başına teknik bir işlem değil. Bir doktorun bunu gerçek bir insan olarak aktarması, hâlâ değer taşıyor.
Wachter burada “kapıcı yanılgısı” diye adlandırdığı benzetmeyi kullanıyor. Bir binada otomatik kapılar çıkınca kapıcıların gereksizleşeceğinin sanılması ama kapıcıların paket teslim almak, evcil hayvanla ilgilenmek ya da bir kiracıyı dinlemek gibi başka işlerle değer üretmeye devam etmesi gibi, doktorlar da yalnızca tanı koyan kişiler olmayabilir.
Mesleki beceri aşınırsa ne olur?
Tartışmanın en kritik bölümlerinden biri, uzmanlık bilgisinin zayıflaması. Makaleye göre genç doktorlar, yanlarında sürekli açık bir yapay zekâ uzmanı olduğu için yıllarca hasta öyküsü alma ya da fiziksel muayene öğrenme ihtiyacını daha az hissedebilir.
Bu durum, tıpta “de-skilling” yani beceri aşınması olarak görülüyor. Bir beceriye sürekli güvenmek, kişinin kendi karar verme kasını zayıflatabiliyor.
Amerikan Tabipler Birliği Başkanı Whyte da bu kaygıyı paylaşıyor. Ona göre tıp fakülteleri ve uzmanlık programları, öğrencilerin bu araçları kullanıp kullanamayacağını tartışıyor. Çünkü bir doktor temel muayene becerilerini hiç öğrenmezse, sonra bunları nasıl öğreneceği belirsiz kalır.
Öte yandan, bu araçları yok saymanın da başka bir sorun yarattığı düşünülüyor. Bazılarına göre güçlü bir aracı görmezden gelmek, ihmal sayılabilir.
Vinod Khosla’nın çizdiği gelecek
Vinod Khosla, doktorlara kısa vadede yine ihtiyaç olacağını söylüyor. Özellikle ameliyatta ve acil serviste insan eli gerekecek alanların sürdüğünü düşünüyor.
Buna karşılık uzmanlık ve yargı alanında doktorların büyük kısmını gereksiz görüyor. Ona göre doktorların rolü, yapay zekâ sistemleriyle tartışarak onları iyileştirmeye yardımcı olmakla sınırlanabilir.
Neal Khosla da değişimin başladığı görüşünde. Curai Health’i yöneten Neal Khosla, önümüzdeki yıllarda yapay zekânın ilaç yazabilmesi için düzenleyici izinlerin verileceğini beklediğini söylüyor.
Bu beklenti, sağlıkta yetki sınırlarının da değişebileceğini gösteriyor. Reçete yazma yetkisi, bir yapay zekâ sisteminin en kritik eşiklerinden biri olarak öne çıkıyor.
İnsana ne kalır?
Makale, Dr. House benzetmesini de kullanıyor. Teşhis konusunda parlak ama kaba bir hekim figürü olan bu karakter, yapay zekâ çağında işlevsiz kalabilir. Çünkü makine, en belirsiz şikâyetleri bile bilgisiyle tarayabilir.
İnsan doktorlara kalabilecek alanlar ise başka yerde toplanıyor: empati, yüksek duygusal zekâ ile iletişim ve zor haberleri hastaya insan gibi aktarabilmek. Fiziksel işlem yapanlar içinse yakın vadede bir tehdit görünmüyor; ancak yazarlar robotların bunu da çözebileceği ihtimalini dışlamıyor.
Tartışma yalnızca sağlıkla sınırlı değil. Emanuel ve diğer yazarların sorusu, daha geniş bir yere uzanıyor: Eğer yapay zekâ doktorların işini devralırsa, insanlara ne kalır?
Bill Gates’in son yapay zekâ değerlendirmelerinde önerdiği gibi bazı işlerin “insana ayrılmış” kabul edilmesi, bu geçişin sosyal etkisini hafifletebilir. Ancak böyle bir modelin şirketler açısından ne kadar kabul göreceği ayrı bir soru.
Haberin özü şurada düğümleniyor: Tıp dünyası artık yapay zekânın yardımcı olup olmayacağını değil, hangi görevlerde insanı geride bırakabileceğini tartışıyor. Bu tartışma netleşmeden, doktorluk mesleğinin sınırları da yerinde kalmayacak.
Bu haber işinize yaradı mı?
İlgili haberler Tümünü gör



